Archive for the ‘Müzik’ Category

cartoon-neighborhood_23-2147504508Geçenlerde Esra abla ile konuşuyorduk, keşke gurme ya da mekan yazarlarından biri gelse de mahallenizdeki mekanlarla ilgili ‘Tomtom mahallesinin mekanları’ gibi ‘Zühtüpaşa mahallesinin mekanları’ şeklinde bir yazı toparlasa ne güzel olurdu diyordu….O an aklıma gelmedi, ama bir iki gün geçtikten sonra her ne kadar çok takipçim olmasa da bir ilki başlatmakta ne zarar olur ki dedim….Bu sefer ki yazımın çıkış noktasına vesile olduğu için önce Esra ablama teşekkürlerimi sunarım 🙂

Hep Balat, hep Karaköy, hep Moda, hep Galata olacak değil ya, size dolu dolu, hem lezzetli hem müzik dolu, hem keyifli, hem eğlenceli bir günlük aktivite sunabilir bizim mahallemiz…  Yatağınızdan kalktınız, yüzünüzü yıkadınız, dışarıda hava mis, bugün ne yapsam diye mi düşünüyorsunuz… İşte size harika önerilerim var, bu mahallenin bir esnafı olarak, komşu esnaflarımdan bahsetmemek olmazdı değil mi ama 🙂 Keyifli okumalar diliyorum…

Mahallemizin Butik Fırını: Bitteria Bakery

201bitteria bakery5 yılının Mart ayından itibaren faaliyet gösteren Bitteria Bakery´nın sahipleri yeni evli birbitteria bakery2 çift. MSA ´dan Pasta ve Ekmekçilik eğitimi almış olan Eda´nın elinden çıkıyor tüm ürünler, Cem de dükkanın işletmesinden sorumlu, yani anlayacağınız kendi aralarında keyifli bir işbölümü yapmışlar bile 🙂 Tuzlu mamüllerin haricindeki tüm ürünlerde çikolata olması sebebi ile Bitteria adını koymuşlar sanki Alice Harikalar Diyarı´ndaymışsınız hissini verecek şekilde dekore edilmiş mekanlarına… Pazar hariç diğer günlerde 08:00 – 20:00 saatleri arasında hizmet veren Bitteria Bakery´de tuzlu kurabiyelerden porsiyon pastalara, browniden cup cakelere kadar pek çok çeşit mevcut, üstelik özel günleriniz için butik pasta da sipariş edebiliyorsunuz.

Adres: Zühtüpaşa Mah. Recep Peker Cad. No:40M Kızıltoprak / Kadıköy (Kızıltoprak PTT karşısı)

Mahallemizin İtalyanı: İl Boccalino

il boccalinoUzun yıllar boyunca İsviçre´de yaşayıp İstanbul´a dönüş yapan Hasan abi´nin mekanı, 2015 yılının Eylül ayından itibaren mahallemizi şenlendiriyor İtalyan mutfağı ile… İsviçre´nin il boccalino2İtalyan kantonunda şarap içtikleri kupadan adını alan İl Boccalino´da günün menüsü, mekan sahibinin arzusuna göre şekilleniyor, bu nedenle bir gidişinizde yediğinizi bir sonraki sefer bulamama ihtimaliniz var, ancak emin olacağınız tek şey var ki, o da her seferinde Hasan abi´nin özenle seçtiği malzemeleri kullanarak kendi elleri ile hazırladığı birbirinden lezzetli tatların sizi bekliyor olduğu 🙂 Soğuk karpuz çorbasından sebzeli mantar çorbasına, balsamik soslu ton balıklı mercimek salatasından kendi soslarıyla hazırladıkları makarna çeşitlerine, hardal soslu tavuğundan kırmızı şarap soslu dana nuar rostosuna, pannacottadan erikli tarta kadar pek çok farklı lezzeti mutfağında barındıran İl Boccalino, Pazartesi günleri dışında diğer günlerde 09:30 ile 24:00 saatleri arasında hizmet veriyor.

Adres: Çuha Çiçeği Sok. No: 9 Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin Enternasyoneli: Fatel Kalamış

reçete kalamışHaziran 2015´den bu yana faaliyet gösteren Fatel Kalamış´ın sahipleri yurtdışında eğitim reçete kalamış2görüp tecrübe edinen iki genç şef. Elif ile Fatih´in özenli ve birbirinden lezzetli yemekleri, günlük olarak şekillenen menülerini oluşturuyor.  Düğün çorbasından soğan çorbasına, keçi peynirli salatasından zeytinyağlı enginarına, hünkar beğendisinden zencefilli tavuğa kadar pek çok farklı lezzeti mutfaklarında barındıran Fatel, Pazar günleri hariç her gün 11:30 ile 22:00 saatleri arasında servis veriyor.

Adres: Itridede Sok. No:24-A Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin Yereli : Nane

nane2Mekanı illa bir çift sevgili yönetecek değil ya, anne ve oğul olarak da harika bir ikili olunabilire örneknane olabilir sanırım Nane… 3 yıl önce mantıcı olarak daha küçük bir mekanda başlayan Hülya hanım ile oğlu Efe, yaklaşık 1,5 yıl kadar evvel mekanlarını hem büyütmüşler hem de muftaklarını geliştirmişler. Haftasonu hariç her gün 10:00 ile 18:00 saatleri arasında servis veren Nane, o güne özel hazırladıkları menü ile misafirlerini ağırlıyor, günlük olarak açtıkları mantı ise mutfaklarının halen vazgeçilmezi…Favori rengim mavinin hakim olduğu mekan, yakın zamanda aldığı içki ruhsatı ile ‘Mahallenin Pub’´ı olma yolunda ilk sinyallerini de verdi bu arada, duyduk duymadık demeyin 🙂

Adres: Rüştiye Sok. No: 22 Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin Seramik Atölyesi: Patika Seramik Atölyesi

patika seramikSürekli yiyip içmekle geçmez gün, biraz da bir şeyler üretmek isterseniz harika bir aktivite olabilir sizin için Patika Seramik Atölyesi… Sakın ‘bende yetenek ne gezer, hayatta yapamam’ demeyin, atölyenin sahipleri Gonca ile Sibel´in güvenli ellerinin size yardımcı olacağından emin olabilirsiniz, bizzat deneyimlemiş biri olarak 🙂  Atölye ile ilgili daha önce yazmış olduğum yazımı da burada paylaşıyorum, daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

https://aktivitemidediniz.wordpress.com/2013/01/17/seramik-calismasi-icin-yeni-adresiniz-patika-seramik-atolyesi/

Adres: Rüştiye Sok. No: 32 / A Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin 3. Nesil Kahvecisi: Tabure Coffee

DSC_0016Hehehe, tabiki biz de varız, hazır gelmişken bizi de ziyaret edersiniz değil mi? 🙂 Tekrar uzun uzun yazmayacağım elbette, daha önce paylaştığım yazımın linkini okumak isterseniz diye buraya bırakıyorum, yolunuz mahallemize düşerse mutlaka bekleriz 🙂 Gerek mekanımızda oturabilir hem kahvenizi yudumlayıp kitabınızı okuyabilirsiniz ya da take-away alıp Kalamış sahilinde güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz 🙂

https://aktivitemidediniz.wordpress.com/tag/tabure-coffee/

Adres: Zühtüpaşa Mah. Kolej Sok. 1/F Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin Barı: Mekan Kalamış Sakman

Birbirinden lezzetli yemekler yendi, güzel kahveler içildi, arada sahilde keyifli bir yürüyüş yapıldı, seramik sakmanatölyesinde bir sanat eseri oluşturuldu, artık sıra bir kadeh içki eşliğinde kulaklarınızı şenlendirmeye gelsin mi? Evet şimdi de Vedat Sakman´ın mekanındayız. Her Cumartesi akşamı kendisinin de sahne aldığı mekanın programına güncel websitelerinden erişebilirsiniz.

http://www.sakmanistanbul.com/

Adres: Itri Dede Sok. No: 9/1 Kızıltoprak / Kadıköy

Advertisements

Gezelim görelim, tadalım içelim, paylaşalım moduna, yeni bir Kaş yazısı ile devam edelim bakalım 🙂

Öncelikle biraz sezon bilgisi vererek başlayayım, her ne kadar yaz sezonu açılmış olsa da, geçen yıllara oranla yerli ve yabancı turist sayısının az olmasının, Kaş esnafını üzdüğünü söyleyebilirim… Eski ‘gezgin’ profilim ile, Kaş´a tatile gelseydim çok kalabalık olmamasından memnun olabilirdim, ancak yeni ‘junior turizmci’ profilimle, kalabalık olacağı günleri heyecanla bekliyorum doğruyu söylemek gerekirse… Daha önceden dikkatimi hiç çekmeyen konulara dikkat kesilmeye başladım diyebilirim, bunlardan birisi de mesela içki reklam yasağının etkisinin sadece alkol satan yerler ile alkol üreten firmalefes-alkol-yasagiar üzerinde olduğu yönünde bir algı oluşmuştu bende, ama şimdi görüyorum ki mesela marka barındıran şemsiyeler bile değiştirilmek zorunda tesislerde, ve bunun maliyetsel etkisi… Belki sizler farkındaydınız, daha yeni mi fark ettin diyebilirsiniz, ama ben anca işin içine girince fark edince bu gözlemimi de paylaşayım istedim…

Neyse gelelim şimdi fasulyenin faydalarına 🙂 Daha önceki paylaşımlarıma ek olarak Kaş´da bir akşamı, nasıl renklendirebilirsiniz?

Hem gözünüze hem de midenize hitap eden bir restoran ve ardından kulaklarınızın pasını silecek hoş bir müzik dinletisi için iki farklı mekan önerim olacak…

photo 2Tüm gün yüzdünüz, güneş banyosu yaptınız, photo 1yoruldunuz… Ve karnınız zil çalıyor… Hemen cicilerinizi giyip pastörel renklerde dekore edilmiş, Kaş manzarasına sahip ‘Papillon Bistro´´da akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. 1988 yılında hizmet vermeye başlayan Cafe Papillon, son 4 yıldır yeni yerinde ‘Papillon Bistro’ adıyla müşterilerini ağırlıyor. Zamanında müşterisi olan bir çiftin emin ellerine bırakılan mekanın menüsünde,  özel soslu salatalar, spaghetti çeşitleri, kendi mutfaklarında
imal ettikleri ravioli, fettucine gibi İtalyan lezzetleri ile Türk mutfağının mantısını bulabilirsiniz. Spesiyalleri olan rulo patlıcan, mücver ve ızgara
kalamarı denemeden kesinlikle ayrılmayın. Şinitzel tutkunu iseniz dana şinitzelini ve cheesecakeseverseniz bol meyveli şeftali cheesecake´i kaçırmayın… Bu arada size bir tavsiye daha, eğer yediklerinizden memnun kalırsanız, mutlaka beğendiğinizi belirtin ki arka planda çok da görünmeyen ama yediklerinize lezzet katan aşçıların yüzlerine gülücük kondurabilesiniz 🙂 Ve gülücük konduracağınızdan emin olabilirsiniz 🙂

Güzel bir yemeğin ardından sessiz sakin bir ortamda içkinizi yudumlarken, guler_ozincebir yandan da söz yazarı ve besteci Güler Özince´nin kendi bestelediği şarkıları gitarı eşliğinde dinlemek isterseniz Pazartesi ve Salı akşamları Asmaaltı Cafe´ye ya da Çarşamba, Cuma ve Cumartesi akşamları ise Mayor Bistro´ya uğrayabilirsiniz.

Şimdiden keyifli bir akşam diliyorum….

Müzik, ruhun gıdasıdır…

Posted: May 15, 2013 in Müzik

rockBebekliği, çocukluğu, ergenliği, gençliği rock müzikle dolu olan, ne tarz müzik dinlersin sorusuna ‘e ben küçüktüm, abimlerle aynı odada kalırdım, uykuya dalarken onların dinledikleri Status Quo, Beatles, Pink Floyd bana ninnilik yapardı, e tabiki rock müzik dinlerim’ diyen, Türk Sanat müziği ile ilişkisi sadece evde annem ile babamın TRT kanalında takip ettikleri ve sıkıcı olarak nitelendirdiğim müzk programları ile sınırlı olan ben, bu akşam tam anlamıyla harika bir konser izleme şansına sahip oldum…. Bu güzel akşamı tasvirleyebilecek en doğru söz şu olmalı:  ‘Müzik, ruhun gıdasıdır…’

İnsanı, olduğu yerden başka alemlere götürmeyi başarabilen, insanın ruhunun derinliklerine inebilen, direkt içine işleyen ve zaman zaman gözlerini dolduran müthiş bir müzik şöleniydi bu akşam izlediğim ve dinlediğim… ‘Ne kardeşim, ben rock´cıyım, dinlemem Türk Sanat müziği’  diyenlerdenseniz, kesinlikle CRR türk müzik topluluguCcemal-resit-rey-konser-salonu-9emal Reşit Rey konser salonu´nda CRR Türk Müzik Topluluğu´nun ileriki dönemlerdeki konserlerinden birini izleyin derim, garanti ediyorum, pişman olmayacaksınız 🙂 CRR Türk Müziği Topluluğu, tanburundan uduna, kemençesinden viyolenseline, neyinden kanununa, tüm müzik aletlerinin virtüözü olan 11 müzisyenin ve birbirinden güzel sesleri olan 6 ses sanatçısının biraraya gelmesi ile oluşan bir topluluk. İki bölümden oluşarak hazırladıkları konserin ilk kısmında Osmanlı İmparatorluğu son döneminde başlayan ve Cumhuriyetin ortalarına kadar devam eden yeni bir anlayışla bestelenmiş eserleri ve ikinci kısımda ise kendi beste ve düzenlemelerinden oluşan Türk müziğinde oda müziği eserlerinden örnekler sundular. Yaklaşık 2,5 saat süren konserde tek bildiğim eserin ‘Hatırla sevgili’ olmasına rağmen, başından sonuna dek, hani bazı anlar vardır ya, mutlu ve huzurlusundur, işte öyle hissettiğim bir zaman dilimi oldu…

Türk Sanat müziği ile uzaktan yakından ilgisi olmayan birisi olarak nasıl oldu da bu topluluktan haberdar oldun diyenleriniz olabilir diye hikayeyi de anlatmadan geçemeyeceğim. Çoğu yazılarımda hayata bakış açımı, zaman zaman özetleyen ‘life is a chain of coincidences!’  felsefesine dokundurmalarım  olmuştur, işte hakan taluburada da benzer bir örnek sözkonusu… Milano havaalanı´ndayım. Check-in desk´in açılmasını bekliyorum. Önümde Türk bir çift. Eşyalarımı onlara emanet ediyorum ihtiyaç molası için…. Karşıma herzaman iyi insan çıkacağı düşüncesiyle hareket ederek.. Geri geliyorum, eşyalarım olduğu gibi yerinde duruyor…Sonra sohbete başlıyoruz kontuarın açılmasını beklerken… Hayatın gerçekten bir oyun olduğu ve karşımıza çıkan herkesin bize göstereceği, bize katacağı, bizde eksik olan birşeyi farketmemizi sağlayacağı olgusu sanırım gerçek… Neyse gece gece çok da laga luga yapmayayım, döneyim konumuza 🙂 Milano-İstanbul uçuşunu keyifli hale getiren Hakan Talu, tanbur virtüözü ve TRT İstanbul Radyosu´nda tanbur sanatçısı. Eşi, özel bir okulda öğretmen ve piyano çalıyor. Böyle müzisyen bir anne ve babanın dünyaya getirdiği 22 yaşındaki kızları ise viyolensel çalıyor… Hayranlıkla baktığım bu güzel çift, beni evime kadar bırakıyor. Yaşadığımız dünyada kaç kişi bu kadar şanslı olabilir ki… Ve ardından da işte bugün için özel davetiye alıyorum annem ve babam ile beraber izlemek üzere…

Özetle, yaşadığımız her anın, karşılaştığımız her insanın ve yaşamımıza girip çıkan herkesin bize göstermek istediği birşeyler var, önemli olan bunları görebilmekte sanırım.

Eğer topluluğun konserlerini takip etmek isterseniz, http://www.crrks.org/ websitesini inceleyebilirsiniz. Şimdiden keyifli dinletiler diliyorum..

Hepsinden azar azar…

Posted: February 3, 2013 in Film, Müzik, Mutfak

Yazıma başlık bulmakta ilk defa bu kadar zorlandım, ve sonra Cem Yılmaz´ın stand-up gösterisi ile – kendim daha izleme fırsatım olmadığından – etrafımdan duyduklarım kadar ‘Everything but little little into the middle :)’  bana yol gösterici oldu, sizlerle paylaşacaklarımı aslında en iyi anlatacak bu olurdu diye düşünüyorum. Bakalım yazımın sonunda siz de benimle aynı fikirde olacak mısınız? 🙂

filmHerzamanki gibi bu hafta da farklı sanatsal aktivitelerle dolu ve özellikle 4 duyu organıma ziyafet çektiğim bir hafta oldu. Önce göze hitap eden El Sexo De Los Angeles isimli film, 2011 yılı Brezilya ve İspanya yapımı. Filmin kapak resmini görmeme rağmen her ne kadar sonunu tahmin edemesem de film, egosunu tatmin etmek uğruna cinsiyetten bağımsız herkesi kendisine tutku ile bağlayan Rai´nin birbirlerine aşık Carla ile Bruno´nun hayatlarına girmesi ile gelişen olaylar zincirinden ibaret. İlginç bir aşk üçgenine tanık olacağınız film, kendine has konusu ile izlemeye değer. Eğer ‘televizyondaki karamsar dizilerden bunaldım, ne izlesem’ diyorsanız, bu filmi izlemenizi tavsiye ederim…

Şimdi de sıra kulağa hitap eden konserde…Barbaros´un önerisi ile bir festivalde dinlediğim grubun fan´ı olacağımı nereden bilebilirdimkonser ki… İşte karşınızda Büyük Ev Ablukada.. Konserleri sırasında birbirlerine takma isimleriyle hitap eden grubun solisti aynı zamanda oyuncu, hatta Yalan Dünya dizisinin Orçun rolünü üstlenen Bartu Küçükçağlayan. Ama konserlerinde kesinlikle Orçun rolünün meyvelerini toplamaya çalışmayan Bartu´nun konser sırasında yaptığı doğaçlamalar oldukça keyifli. Zaman zaman Babylon ve benzeri konser mekanlarında konserleri olabiliyor, mutlaka Biletix üzerinden takip etmenizi tavsiye ederim, eğer ‘bu adamların hangi şarkısı varmış acaba’ diye merak ediyorsanız da, işte size önerilerim: Çıldırmıcam, Olanla Olunmaz, Lilililerle, Havadar ve Evren Bozması…Müzik marketlerde bulamayacağınız grubun albümünü ise websitesinden alabilirsiniz, hem de bir gün içinde size teslimi muhtemel, o kadar hızlılar, tecrübe ile sabittir 🙂  http://buyukevablukada.com/

WP_20130203_003WP_20130203_012Ve gelelim son iki aktiviteye… Hem göze hem kulağa hem buruna hem de damağa hitap eden ikiliye.. Huzur dolu bir Pazar gününün benim için anlamı, anne ve baba ile geçirilen kaliteli zamandır ki biz de kelimenin tam anlamıyla çok harika bir gün geçirdik. İşte bugünden sizler için 2 önerim: Osmanlı-Türk mutfağını 111 yıldır yaşatan Konyalı Lokantası´nın Kanyon şubesi. Buradan ayrıldığınızda en az 3 kilo almanız garanti ama menüsü o kadar leziz ki, tıka basa doymuş olmamıza rağmen siz de  karışık tatlı tabağına karşı koyamayabilirsiniz. Servis kalitesi oldukça yüksek olan mekandan kişi başı en az 100TL´yi de gözden çıkarmakta fayda var, ama bu dünyaya kaç kere geliyoruz 🙂

tiyatroVe son önerim ise Leyla´nın Evi. Zülfü Livaneli´nin yazdığı romandan yola çıkılarak Nedim Saban´ın yönetmenliğinde Zeynep Avcı´nın uyarlaması ile hayata geçirilen bir tiyatro oyunu. Oyuncular arasında yer alan Ayça Varlıer´in performansı muhteşem. Normalde tiyatro izlerken konsantrasyonumu ara ara kaybeden birisi olarak başından sonuna merakla izlediğim Leyla´nın Evi, kesinlikle izlemeye değer. Bundan soraki oyunlarını takip etmenizi ve oyunu kaçırmamanızı öneririm. İzleyicinin ruh haline göre değişir elbette oyundan aldıklarımız ama benim aklımda yer eden diyalogdan bir alıntı: Aşk hürmet ister… 

Eveeet, dediğim gibi ortaya karışık bir yazı oldu biraz, umarım zevkle okuyup kendiniz için plan yapmaya başlamışsınızdır bile 🙂 Şimdiden keyifli aktiviteler diliyorum..

Festival gibisin katılmak istiyorum…

Posted: September 30, 2012 in Müzik

Uzun zamandır ‘ha şu konseri de izleyeyim ha şu gösteriyi de izleyeyim bu sefer kesin oturup yazacağım’ derken sürekli ertelediğim yazıma artık başlama zamanı geldi. Karşımda dolunay, elimde mis gibi az kahveli sıcak sütüm ve yazmaya hazırım… Bu seferki konu biraz karışık… Dünyanın sayılı sanat şehirlerinden biri olan İstanbul´umuzu nasıl katletmeye çalıştıkları ile ilgili. Nasıl mı başladı hikaye? Efes Pilsen One Love festivali adı altında 10 yıldır gerçekleştirilen festivalin adından Efes Pilsen çıkartılarak…Dünyaca ünlü müzisyenlerin katıldığı festivalde ve bundan sonra Sanral İstanbul´da yapılacak olan tüm konserlerde de alkolü yasaklayan zihniyet bizleri nereye götürüyor sorusu aklımızda festivalin tadını çıkarmaya çalışıyoruz – ki zaten insanlar sokaklarda içtiler, en azından bakkal amcalara bu iş yaradı diyelim 🙂 – hatta yine alkol alarak izliyoruz. Bir ara Tuborg´un pazar payı kaybetmesi sebebiyle olaya el koymuş olabileceği yönünde teoriler bile duydum ki böyle olmasını tercih edebilirdim. One Love festivali ve ardından izlediğim Red Hot Chili Peppers, işte bu tür politik didişmeler arasında da gümbürtüye gitti, artık arkamızdan umarım ‘abi İstanbul´da bir konser verdik, festivalde alkol yok iyi mi!’ diyerek anlatmıyorlardır 😦

Neyse İstanbul´un konser alanlarından biri olan Santral İstanbul´u bu vesileyle yitirmiş olduk, muhtemelen bu mekan rock konserlerine artık evsahipliği yapamayacak. Bunu öğrendikten sonra aldığım diğer üzücü duyum ise Turkcell Kuruçeşme Arena´nın da bu yıl konserlere son kez evsahipliği yapacağı ve bu araziye Mandarin Otel´in inşa edileceği bilgisi oldu.. Ve daha bir kere bile olsun burada konser izleme fırsatım olmadığı için hemen Biletix´de neye gidebilirim diye bir araştırmaya girdim. Hazır almışken annem ve babam ile de keyifli keyifli izleyebileceğim Melih Kibar ve Çiğdem Talu şarkılarının seslendirileceği konsere bilet aldım. Konser mükemmeldi, manzara eşsizdi. Hem Nükhet Duru´nun çılgın kıyafetleri, Candan Erçetin´in samimi duruşu ve Erol Evgin´in gülmekten kırdıran Temel fıkraları ile oldukça eğlenceli bir akşam geçirmiş olduk hem de biletlerden toplanan tüm gelirlerin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği´ne bağışlanacağını öğrenerek azıcık da olsa böyle hayırlı bir konuya katkımızın olmasına sevindik… Konser mekanı, lokasyon olarak bence muhteşem, önünden kalkan Kadıköy motoruna binip eve varmam en fazla bir saatimi aldı, burayı kaybetmemiz de gerçekten üzücü…

Bir diğer konser mekanı da Rumelihisarı, ancak burada da artık konserler iptal oldu. Neymiş efendim, ‘Fatih´in yaptırdığı hisar konser alanı olmuş da caminin gölgesinde eğlence yapılıyormuş’, sanki ahlakdışı hareketler sergileniyor… Bu bahaneyle burayı da kaybetmiş olduk…

Sonuç olarak koskoca İstanbul´umuzda geriye ne mi kaldı.. Maçka Küçükçiftlik Parkı ve Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi ki her iki mekan da konser mekanı için uygun ancak festival etkinliklerine cevap veremeyecek nitelikte.… Başka neresi mi var… Parkorman.. Bu araziye de ne olacağı meçhul.

Geçen akşam Cirque Du Soleil´in Alegria gösterisini izlemek üzere gittiğim yeni yapı Ülker Sports Arena. Oldukça güzel bir kompleks, özellikle sürekli tuvalet sıkıntısı çeken birisi olarak sık aralıklarla yapılan tuvaletler kesinlikle iyi fikir. Tek sorun tribünlerin çok dik olması ve korkulukların çok da yüksek olmaması… Çocukları olanlar için azıcık ürkütücü olabilir… Gösteriden kısaca bahsetmek gerekirse İstanbul´a gelmişlerken hakikaten kaçırılmaması gereken bir fırsat diyebilirim, buradan da yeğenime yeniden teşekkür edeyim beni de davet ettiği için, ayrıca sizlere bir tavsiye – umarım bu yazımı mekan sahibi okumaz :)  – en düşük kategoride bilet alın, ara olduğu zaman da en alt kata sahneye yakın bölgeye kaçak yapabilirsiniz, biz öyle yaptık mesela :)  :)

Neyse konuma geri dönersem, güzeller güzeli İstanbul´umuza bol alkollü harika festival alanları dileyerek yazıma son veriyorum :)  Seneye festivallerde görüşmek dileğiyle…

Kurt Cobain ve ‘Last Days’…

Posted: September 11, 2012 in Film, Müzik

Evde izlemek üzere Orta Dünya´da film araştırırken birazdan bahsedeceğim DVD´yi gördüğümde çok sevindim. Kurt Cobain hayranı birisi olarak Nirvana şarkılarıyla dolu bir film olacağını düşünerek büyük bir heyecanla izlemeye koyuldum. Filmin ismi, ‘Last Days’. Gus Van Sant yönetmenliği´nde çekilen filmde sürekli homurdanarak mutfakta, evin farklı odalarında, dere kenarında, orman içinde dolaşan, ara ara yere yığılarak sızan bir Kurt Cobain ve aynı evde yaşayan grup arkadaşlarını görüyoruz. Özellikle ‘Where did you sleep last night?’ şarkısını söylediği un-plugged konserlerden birinde karışık hafif yağlı sarı saçlı, mavi kotunun üzerine giydiği salaş ve bol hırkası ile gözlerimin önünde olan Kurt´un ‘I´m a loser baby so why don´t you kill me’ şarkısında olduğu gibi bu denli ‘loser’ olduğunu izlemekten hiç de hoşlanmadığımı söyleyebilirim. Filmi izlerken tek hoşlandığım kare, araba içinde yolda giderlerken yapılan çekimde kameranın cama yansıyan ağaçları netlemesi idi, bu görüntüye odaklı bir şekilde izlemek belli bir süre sonra baş döndürücü olabiliyor, uyarmadı demeyin 🙂 Kurt Cobain´in intihar sahnesi ve ev arkadaşlarının Kurt´u arkalarında bırakarak ortadan yok oluşlarını gösteren sahne ile filmi izlemeyi bitirdikten sonra ‘Kurt bu kadar leş, bu kadar hiç üretim yapmayan birisi olamaz’ diye düşünerek biraz internette araştırmaya başladım.

İşte öğrendiğim 3 şey:

1. Kurt´ün ünlü olmak istemediğini ve insanların aşırı ilgisinin onu rahatsız ettiğini ve filmde sürekli insanlardan kaçar halde olmasının nedenini öğrendim.

2. Kurt´un mide ağrılarının olduğunu ve bazen sahne arkalarında bile uyuyakalmasına sebep olan narkolepsi hastalığı olduğunu ve filmin pek çok sahnesinde yere yığılıp sızıp kalmasının nedenini öğrendim.

3. Gene sevdiğim bir grup olan Foo Fighters´ın kurucusunun filmin son sahnesinde Kurt´u arkalarında bırakan arkadaşlarından Dave Grohl olduğunu öğrendim. Şu dakika itibariyle, Foo Fighters´ı kesinlikle protesto ediyorum!

Sanırım, filmi tekrar ama bu sefer daha farklı bir gözle izleyeceğim. Kesinlikle Kurt Cobain belgeseli olmasa da Kurt hakkında 2-3 şey öğrenmeme yardımcı olan bu filmi, çok beklentiye girmeden izlemenizi tavsiye edebilirim. Şimdiden  hepinize iyi seyirler diliyorum.

Tesadüflerin festivale etkisi…

Posted: July 15, 2012 in Müzik

Daha dün son zamanlarda gittiğim konser aktiviteleri ile ilgili bloguma yazı yazmadığımı düşünüyordum ki nedense yazılmaya değer enteresan bir olay içermediğinden midir kim bilir yazıya dökmedim konser etkinliklerini.. Ama şu anda Pulp konserinden eve dönmüş bir şekilde gecenin bir yarısı bilgisayarımı dizlerimin üstüne yaslayıp uykusuzluktan gözlerim yansa da heyecanım daha üzerimdeyken yazmadan geçemeyeceğim.

10 yıldır Türkiye´de Efes Pilsen One Love festivali adı altında gerçekleştirilen ve 11. yılında isim değişikliğine gitmek zorunda bırakılan festival ‘Efes Pilsen’´den yoksun bırakıldı. Politik konulara girmeyi tercih etmiyorum çünkü blogumun ‘çok okunmasa da’ gelişigüzel taramalar sonucunda kapatılmasını istemem. Alkol olmasa da benim aklımda güzel izler bırakan festival kesinlikle izlemeye değerdi.

Cumartesi ve Pazar günü Santral İstanbul´da gerçekleştirilen festivalde Damien Rice, Kaiser Chiefs, Kimbra, Selah Sue, Pulp ve daha niceleri vardı. Havanın çok sıcak olması sebebiyle her ne kadar saat 18:00´den önce çıkan grupları izleyemesem de ana gruplar harikaydı.  Ve festivalde bir kez daha anların, tesadüflerden oluştuğuna dair bir tecrübe yaşadım ki bunu işte paylaşmadan uykuya dalamayacağım. Festival´leri yakın takip ettiğimiz iş arkadaşlarımdan Yavuz´un Efes Pilsen´de çalışan liseden arkadaşı ile karşılaşması ile başladı tesadüfler zinciri. Cumartesi akşamı sahne alacak olan Kaiser Chiefs´i VIP´de izlemek için davet edildik, ve o daveti elimizin tersiyle ittik sahneden çok uzak olacağı için ama konserin yarısında grubun solisti Ricky Wilson, alkol satışının yasaklanmasına tepki gösterirken elinde bardak dolusu biraları seyirciler arasında dağıtırken kendini VIP´de buldu, ve bir şarkısını oradan seslendirdi. Biz de orada olabilirdik, ama iyi yönünden bakmak lazım, tüm konser boyunca sahneye yakın bir şekilde grubu izleyebildik. Neyse burada önümüze gelen fırsatı kaçırmıştık artık.. Ve şimdi asıl gelelim Pazar sürprizine.. Barbaros ile sahne yakınlarında Kimbra´ya dinlerken Elif ile Eren´in bizi bulması, ‘hadi abi Pulp´dan önce biraz alkol almamız lazım’ demesiyle bakkal´a doğru başlayan maceramız ve ardıardına takip eden tesadüfler zinciri sonunda bir anda kendimizi backstage´de bir yanda grubunun diğer üyeleri ile sohbet eden Selah Sue, öteki tarafta beyaz Pamuk Prenses sahne kostümünü çıkarmış Kimbra´nın karşısında bulduk 🙂 Bu işte tam anlamıyla muhteşem bir andı, bileklerimizde VIP ve backstage için ayrı bileklikler, yanıbaşımızda konser veren gruplar, işte bu şanstan başka bir şey değildi ya da son zamanlarda okuduğum ‘Düşünce gücüyle tedavi’ tarzı kitapların etkisini mi görüyordum acaba.. Bundan sonra aklımdan geçenlere daha dikkat edeceğim kesin.. Bloguma yazı yazmak için harika bir anım olmuştu işte… Görmemişin bir bilekliği olmuş yazı da yazmış dememenizi ümit ederek Selah Sue ile aynı karede olduğum bir fotoğrafı da sizlerle paylaşıyorum.

Hepinize aklınızdan geçen düşüncelerin ‘gerçekten istediğinizden emin olduğunuz şeyler’ olmasını ve aklınızdan geçen her ne ise  o ya da bu şekilde gerçekleştiğinin farkındalığında bir yaşam diliyorum…