Posts Tagged ‘3.nesil kahve’

dsc_0117Yaklaşık 3 ay kadar evvel planımızı yapmıştık sevdiğimiz bir müdavimimizin bebeğiniz doğmadan önce küçük bir kaçamak yapmanın bizim için iyi olacağına dair aklımızı çelmesinin ardından 🙂 İyi ki de çelmiş aslında, hem 2. evlilik yıldönümümüzü kutlamış hem de gördüğümüz ülke sayısına bir adet daha ek yapmış olduk 🙂 Bebeğimizin kanına az da olsa gezme ruhu da katabildiysek ne mutlu bize 🙂 Evet şimdi gelelim keyifli yolculuğumuza…

THY´nin İstanbul Atatürk Havalimanı´ndan hareket eden seferi ile yaklaşık 2 saat 20 dakika sürendsc_0012 bir yolculuğun ardından Nürnberg´e vardık. Her ne kadar pasaport kontrol için hızlı gittiğini düşündüğümüz sıraya girsek de Murphy kanununa uygun olarak kontrolden geçen son kişilerden olmayı da başardık 🙂 Bavulumuzu kaptığımız gibi doğruca metronun U2 hattının yolunu tuttuk metro biletimizi de alıp. Otelimiz, tren ve otobüs istasyonlarına çok yakın, zaten kalacağımız yeri http://www.booking.com ya da http://www.expedia.com üzerinden belirlerken en önemli kriterimizi ana istasyonlara yakınlığı oluşturuyor, sonradan da çok büyük rahatlık sunuyor gezerken bize… Otele giriş işlemlerimizi tamamladığımız gibi de kendimizi attık sokaklara… Hava kapalı, ama en azından yağmur yok, hatta içliklerimizi bile giymemize gerek kalmayacak nitelikte güzel bir hava derecesi… Başladık yürümeye elimizde otelden aldığımıimg_9692z şehir haritası ile, tabi yola çıkmadan önce gezeceğimiz noktaları işaretleyerek 🙂

Gezimize ilk olarak 2. Dünya Savaşı sırasında oldukça zarar görüp, sonradan yeniden onarılan St. dsc_0016Lorenz Kilisesi ile başladık. Kilisenin içinde en çok hoşumuza giden detay da kum üzerinde kalp çizilerek yerleştirilmiş dilek mumları oldu, e biz de eksik kalmadık tabi, dileğimizi diledik hemencecik 🙂

Kilisenin ardından pazar alanının da olduğu Hauptmarkt´a vardık, meydan oldukça keyifli, bir yandan mutlaka tatmanız gereken bu bölgenin simgesel çöreği Lebkuchen´in keyfini sürerken bir yandan da 19 metre yüksekliğinde Schöner Brunnen (Güzel Çeşme)´in çevresinde bulunan halkaları döndürerek –inanışa göre- kendinize bol şans getirebilirsiniz 🙂

dsc_0014Çeşmenin yakınında yer alan Frauenkirche (Old Lady Kilisesi)´ni de ziyaret ettikten sonra Alman Ressam img_9715Albrecht Dürer´in evinin önünden geçerek şehrin kalesi olan Kaiserburg´e vardık. Kalenin etrafında dolanıp, şehri tepeden izledikten sonra kendimizi aşağıya doğru St. Sebald Kilisesi´ne kadar saldık… Kiliseyi gezmenin ardından planımız Ortaçağ´a ait zindanları ziyaret etmekti, ancak 28 Şubat 2017 tarihine kadar kapalı olduğundan gezme şansımız olamadı, ama sizin şansınıza açık yakalarsanız Medieval Dungeons´ı mutlaka ziyaret edin. Hayalkırıklığımızın ardından Weibgerbergassse sokağı ile Maxplatz caddesinin kesistiği noktada bulduğumuz Bergbrand´da içtiğimiz cappuccino ilaç gibi geldi açıkçası 🙂 Gittikleri her yerde 3. nesil kahveci arayan bizler gibiyseniz, Nürnberg´deki ilk önerilerimiz arasında bunu sayabilirim…

img_9724Leziz bir kahve keyfinin ardından küçük bir adacık olan ve üzerinde köprüleri bulunan Trödelmarkt´a vardık. Kuyumcu dükkanlarının, butik mağazaların bulunduğu bu alanda dolaşabilir, şansınız güneş ışığı açısından yaver giderse nehrin üzerine yansıyan köprü ve ev fotoğrafları çekebilirsiniz 🙂  Adacığı gezdikten sonra Ludwigsplatz´a doğru rotamızı çevirdik evliliğin evrelerini simgesel olarak betimleyen Ehekarussell (Marriage Carousel) Çeşmesi´ni görmek üzere. Meydanda bulunan Brezen Kolb´dan sokak lezzeti bretzel alarak hem midenizi şenlendirebilir hem de ortamın keyfini sürebilirsiniz.

Biraz alışveriş yapayım derseniz Karolinenstrasse ve Kaiserstrasse caddelerini adımlayabilir, bol bol müdsc_0075ze gezmeyi severim derseniz de Rosa Luxemburgplatz´da bulunan Tarih Müzesi´ni, kalenin içinde yeimg_9869r alan Kaiserburg Müzesi´ni, Kornmarkt´a yakın mesafede bulunan Cermen Ulusal Müzesi ile İnsan Hakları Caddesi´ni ve pek çok farklı müzeyi ziyaret edebilirsiniz.

Şimdi gelelim yukarıda bahsettiğim Bergbrand´ın dışındaki, nitelikli kahve içecebileceğiniz diğer 3 keşfimize 🙂 Weberplatz´a yakın bulunan White Bulldog Coffee Roastery, AuBere Laufer Gasse caddesi üzerindeki Rösttrommel Coffee Roastery ve St. Lorenz Kilisesi´nin yakınındaki Machhörndl kahve meraklılarına güzel lezzetler sunuyor, bizden söylemesi 🙂img_9808

img_9871Kahvaltı için, tren istasyonunun içinde yer alan pastanelerde bretzel, alman pastaları (berliner), çörekler ve envai çeşitte tat bulabilirsiniz, şehrin içinde ise Casa Pane ile Konditorei Cafe Beer mutlaka denenmesi gereken yerlerden…Şinitzel ile mekanın atmosferi için Heilig Geist Spital Restaurant ve leziz bir hamburger ile kabuklu patates kızartması için ise Mam-mam Burger yemek mekanı olarak listenize alabileceklerinizden.

Nürnberg ile ilgili keşiflerimizin ardından ertesi gün Bamberg´e geçmek üzere planımızı yapıp, alarmımızı kurduk. Tren ve metro bileti almak o kadar kolay ki, ülkede yaşayan Türk nüfusunun da etkisi ile otomatlarda Türkçe dil seçeneği bile mevcut 🙂 Tren istasyonundaki Dean&David ile Berbeck´den kendimize sabah kahvaltısı alıp bir dsc_0169yandan onları afiyetle götürürken bir yandan da etrafı izlemeye koyulduk yol boyunca. Bu arada vücudumuza malesef bol bol şeker yüklemesi yaptığımız da doğrudur 🙂 🙂 Siz de fırınların özenle dizilmiş vitrinlerinin önünden geçerken gözlerinizi ayıramayacağınızı göreceksiniz 🙂 40 dakika süren tren yolculuğumuzun ardından, Bamberg´e vardığımızda, doğruca şehir merkezine doğru yürümeye başladık. 1993 yılından bu yana UNESCO Dünya dsc_0130Miras Listesi´ne dahil olan Bamberg´de Obere Brücke (Old Town Hall), Regnitz nehri boyunca sıralanmış evlerin bulunduğu ve Venedik´i andırması sebebiyle ‘Little Venice’ dsc_0086diye adlandırılan bölge, 1808 ile 1813 yılları arasında Bamberg´de yaşamış olan romantizm döneminde fantezi ve korku hikâyeleri yazarı, jüri üyesi, besteci, müzik eleştirmeni, çizer ve karikatürist E.T.A. Hoffmann´ın heykeli, Bamberg´in gotik kilisesi Church of Our Lady, Domplatz´da bulunan Bamberg Katedrali, şehri panoramik açıdan da izleyebileceğiniz ve eskiden Benediktin papazlarının dsc_0119manastırı olan St. Michael, Neptün Çeşmesi´nin, kafelerin ve alışveriş dükkanlarının bulunduğu Grüner Meydanı görülecek yerler arasında. İstanbul gibi 7 tepe üzerine konumlanan Bamberg´de yürümek bazen zor olabiliyor yokuş çık yokuş in derken bazı yerleri görememek mümkün olabiliyor. En basiti Alternburg Kalesi´ni görmek için dsc_0144Domsplatz´dan kalkan Bamberger Bahnen Hop-on/Hop-off tur otobüslerinden birini yakalamanızda fayda olabilir 🙂

Günübirlik gittiğimiz Bamberg´e bize ayrılan sürenin sonuna gelmeden önce de Cafe Müller´de kahve keyfi ve Kerling´s Feinbackerei´den aldığımız evyapımı tatlı çörek hazzı da günümüzü daha da güzelleştiren detaylar oldu. Son kez şehrin güzelliklerine veda ederken Nürnberg´e varmak üzere geri dönüş yolculuğumuza başladık, bir yandan da ertesi gün için yapacağımız planın heyecanı ile 🙂

dsc_0186Rotamızın 3. ve son durağı  Münih´e gitmek için tren ile mi otobüsle mi seyahat etsek diye karar vermeye çalışırken aynı sürede varmasına rağmen tren bilet fiyatlarının çok daha pahalı olması sebebiyle Flixbus otobüs seferlerini tercih ettik. Ertesi sabah 6:30´da hareket edecek olan seferimiz için hazırlıklarımızı tamamladık, gezeceğimiz yerlerin ve özellikle ziyaret edeceğimiz kahve dükkanlarını not ettik. Elbette gezemediğimiz yerler de kaldı, ama günün sonunda iyi ki Münih´e gittik gördük dedik, azıcık da güneş açınca keyfimiz daha da yerine geldi 🙂

Şehrin merkezinde bulunan Karlsplatz, Odeonsplatz ve Marienplatz üçgeni arasında saatlerce yürüyebilir, dsc_0235biraseverler için Hofbraühaus´u ziyaret edebilir, çiçekçi, şarapçı, peynirci, sebzeci, meyveci, mezeci, ne ararsanız dsc_0211bulabileceğiniz Vikualienmarkt´ın içinde kendinizi kayebedebilir, St. Peters Kilisesi´ni gezebilir, 297 basamak çıkarak tüm şehre hakim olabileceğiniz manzarayı izleyebilir, merdiven tırman in derken kaybettiğiniz enerji ihtiyacınızı Rischart´dan alacağınız krapfen çeşitleri ile yeniden doldurabilirsiniz 🙂 Enerjinizi topladıktan sonra ressam ve heykeltraş img_9833iki kardeşin kendilerine özel olarak yaptırdıkları Asam Kilisesi, 2. Dünya Savaşı sırasında oldukça hasar gören ve 1991 yılında yeniden onarılan Heilig Geist Kilisesi ile henüz restorasyonda olan ama içini dsc_0268dolaşabileceğiniz Theatiner Kilisesi´ni ziyaret edebilirsiniz. Şehrin eski merkezini tamamladıktan sonra yine Münih´in merkezinde bulunan ve Avrupa´nın en büyük park alanlarından biri olan English Gardens´ı adımlarken bol oksijeni içinize çekebilir, şansınız yaver giderse parkın haritasında da işaretli Eisbach´ı ziyaret ederek nehir üzerinde sörf yapanları izleyebilirsiniz. Biz malesef bu anı yakalayamadık, hava şartları nedeniyle sanırım kimse ortada yoktu, ama harika fotoğraflar yakalanacağına eminim 🙂

Eğer vaktiniz kalırsa, Avrupa´nın sayılı büyük sarayları arasında yer alan Nymphenburg Sarayıimg_9816´nı ve sarayın içinde bulunduğu Schloss Nymphenburg Parkı gezebilirsiniz. Sınırlı olan vaktimizde biz malesef bu mekanı görmektense listemizde olan kahve dükkanlarını keşfetmeyi tercih ettik 🙂 Mariensplatz´e yakın bir konumda bulunan Man versus Machine Coffee Roasters ile Elisabethplatz´ın içinde yer alan Standl 20 kahveseverler için özellikle önereceğimiz yerlerden ikisi. Bu kadar gezdiniz, yürüdünüz, dolaştınız, karnınız da acıkmaya başladı ve güzel bir pizza yemek isterseniz de güzel bir atmosfere sahip La Vecchia Masseria restoranını deneyimleyebilirsiniz.

Evet, 3 gün, 3 şehir gezimizi de 3 kişi olarak 🙂 tamamlamış olduk, geriye de bize güzel anılar kaldı 🙂 Sizin de sonuna kadar zevkle okuyabildiğiniz bir yazı olmuştur diye ümit ederek, bir sonraki yazımın ne zaman olacağına dair belirsizlikle birlikte sizlere şimdilik hoşçakalın diyorum 🙂

This slideshow requires JavaScript.

Advertisements

logo yeniKendi blogumda, kendi mekanımızın tanıtımını yapmak her ne kadar tuhaf gelse de hem yeni açtığımız çiçeği burnunda cafemizden bahsetmek hem de tükkanımızın:) ana ürünü olan kahvenin karanlık yüzüne de ucundan da olsa değinmek istiyorum bu yazımda affınıza sığınarak…

Pek çok kişinin hayalinde, sohbetlerinde mutlaka vardır, cafe açmak, butik bir otel DSC_0016işletmek ya da sessiz bir sahil kasabasına yerleşip kendi mahsulünü üretip satmak… Hayaller ve hayal kurmak çok güzel tabi, ama işin içine girince bazılarımız için neden bu hayallerin hayal olarak kalabildiğini daha iyi idrak edebiliyorum şimdi… Bizim açımızdan da tahmin edeceğiniz üzere süreç aslında zorlu oldu, ama yanınızda sevdiğiniz, güvendiğiniz, her zorluğun altından beraber kalkabileceğinize inandığınız bir eşiniz ve sizi herşeye rağmen destekleyen bir aileniz varsa, korkmayın deneyin derim…

Süreçte sizi neler mi bekliyor? Öncelikle boş dükkan bulmak, özellikle kentsel dönüşümün gündemde olduğu İstanbul´umuzda yıkılmayacak bir bina yakalamak hiç de kolay değilmiş. Bu biirrrrrrr. Hadi dükkan buldun, belediye, vergi dairesi, ruhsat, ilan reklam, firma kuruluş derken, oradan oraya koşturmacalar, kesin cabası. Bu ikiiii…Dükkanınıza alacağınız demirbaşların, makine ve teçhizatın araştırılması, hem uygun hem zevkli servis ekipmanlarının bulunması için İstanbul´un dört bir köşesine yapılan ziyaretler, bu sürecin sadece bir parçası. Eğer siz de bizim gibi şanslıysanız ve işin piri bir kuzeniniz var ise keyifli kısımları da var işte o zaman 🙂 Dükkanın tasarımından projenin sonlanmasına kadar en azından her bir detay için firmaların ve ustaların peşinden koşturmak zorunda kalmayacaksınız. Özellikle bu noktada baştan sona yardımını bizden esirgemeyen Standart-Tim ile projemizin çiziminden tamamlanmasına sürecin her aşamasına imzasını atan değerli Çağatay Sevinç´e sonsuz teşekkürlerimi de sunmak isterim 🙂

DSC_0004rev1Ve pek çok kişinin desteği ile karşınızda, ilk gözağrımız Tabure… İsmimizi tahmin edeceğiniz üzere, buraya geldiğinizde sizi karşılayacak olan bisiklet pedallı taburelerimizden esinlenerek belirledik.

İçinde bulunduğumuz ortam ne kadar huzurlu olursa biz de o kadar huzurlu oluruz DSC_0002düşüncesiyle dizayn edilen mekanımızı, ressam Tahir Erdal´ın çizdiği resimler daha da renklendirdi. Dışı güzel içi boş olmasın diyerek biz de kendimizi elimizden geldiğince kahve konusunda doldurmayı görev bildik. Önce, Şerif Başaran´dan Barista eğitimimizi aldık, misafirlerimize lezzetli içecekler sunduğumuzdan emin oluncaya kadar kendimizi kobay olarak kullandık :):) Şimdi burada neler mi yapıyoruz? Cortado, DSC_0004kırpılmışcappucino, flat white, latte, americano, ristretto gibi tüm espresso bazlı içeceklerimiz, son zamanlarda çok gündemde olan ve 3. Nesil kahvecilerin olmazsa olmazı farklı demleme yöntemleri ile hazırlanan kahve çeşitlerimiz, kendi karışımlarımızı deneyerek ortaya çıkardığımız smoothielerimiz, gece 22:00´de dükkanı DSC_0005kapatıp, eve gittiğimizde uyumadan önce sevgimizi katarak hazırladığımız Tabumisu isimli tiramisumuz ve otlu peynirli kekimiz ile cheesecake çeşitlerimizi bulabilirsiniz…

Peki nedir bu 3. nesil diyenleriniz olabilir…. Kısaca şöyle:

  1. nesil, evlere giren hazırlaması kolay, suda çözünen kahveler. Burada ana amaç lezzetden öte sadece uyanmak..
  2. nesil, espresso bazlı içeceklerin yaygınlaştığı zincir kahvelerin nesli…Burada ise biraz daha lezzet ön planda, kahve hakkında biraz daha bilgi sahibi olunmaya başlanan dönem…
  3. nesil, artık kahvenin ‘uyandırıcı’ etkisinden öte, lezzetinin, tazeliğinin, ağızda bıraktığı aromanın daha espressoönemli olduğu, kahve içen bireyin kahve hakkında daha fazla bilgi sahibi olma isteğinin artmaya başladığı dönem.. Taze kavrulmuş ve öğütülmüş çekirdekle hazırlanan espresso bazlı içeceklerin ve farklı demleme yöntemlerinin talep edildiği bir dönem…

Demleme yöntemleri diyip diyip duruyorsun, nedir bu demleme yöntemleri diyenleriniz de olabilir tabi:) Ortaya çıkış tarihlerine göre sıralamak gerekirse:

1830´lu yılların başında ortaya çıkan Sifon (syphon, vacuum) ile kahve demleme yönteminde kahve, alt ve üst cam haznesi kullanılarak buhar ve vakum basıncı ile demleniyor. 1900´lü yılların başında hario2ortaya çıkan damlatarak demleme (dripper, pour over) yönteminde kahve, kağıt, metal veya kumaş filtresi bulunan huni şeklinde ve porselen, plastik veya camdan üretilen demleme ünitesi üzerine sıcak su akıtılarak DSC_0012alttaki haznede biriktirilerek elde ediliyor. 2000´li yılların başında bulunan Aeropress ile kahve demleme yönteminde ise, kahve tüpteki pistona basılarak filtre edilerek elde ediliyor. Bunların hepsinin ortak özelliği, kahvenin saf haliyle elde edilip fincanda sunuluyor olması.

Şimdilik bu kadar bilgi bombardımanı yeter sanırım, daha fazla boğmayayım sizi:) Umarım okumaktan zevk aldığınız ve burnunuzda taze kahve kokularını duyumsadığınız bir yazı olmuştur… Yolu bu tarafa düşenleri de burada görmek ümidiyle diyerek sizlere güzel bir haftasonu diliyorum…

Tabure Coffee sosyal medya kanallarına  ilişkin linklerimizi ve adres bilgilerimizi de aşağıda bulabilirsiniz…

Facebook: https://www.facebook.com/taburecoffee

Instagram: #taburecoffee

Foursquare: Tabure Coffee

Twitter: https://twitter.com/TabureCoffee/

Adres: Recep Peker caddesi Kolej sokak 1/F Kadıköy

Ta taaaa…. Yeni bir aktivite ile karşınızdayım.. Ama bu sefer ne rafting, ne snowbaord, ne herhangibir outdoor aktivitesi ne de macera peşinde tek başına yapılan bir gezi…. Yeni yılda yeni kimliğimle yeni hayatıma ilk adımlarımı seve seve atarken yapılmış olan balayı aktivitesi bu sefer ki 🙂

OLYMPUS DIGITAL CAMERA21 Şubat 2015, sevgili eşim Berkay ile hayatlarımızı birleştirdiğimiz güzel bir gün…Hayatımı B.Ö. ve B.S. olarak ayırırsam eğer, B.Ö. ‘ne kadar çok para kazanırsam o kadar fazla gezebilirim, ne kadar çok seyahat edebilirsem o kadar mutlu olabilirim’ felsefesi ile yaşanan günler….. Ve B.S. birbirine iyi gelen, birbirinin enerjisini sömürmektense birbirine daha fazla enerji katan bir sevgi ile değişen ve daha da güzelleşen bir dönem… Tabiki tüm bunlara şükrederek ve herkese, bundan daha güzelini yaşayabilecekleri bir ömür yaşamalarını dileyerek yazımın konusuna, balayı seyahatimizi anlatmaya geçiyorum 🙂

Balayında da bu ülkelere mi gidilir yahu diye düşünenleriniz olabilir 🙂 B.Ö. zaman diliminde planlanmış olup ama Berkay ile tanıştıktan sonra planın arka plana itilmesi ile Kaş´da sıcaktan kavrulurken, balayımız için sıcaktan uzak daha soğuk ülkelere gidip üşüme isteği 🙂 en önemli etkenler olmuştu seyahatimizi organize ederken 2014 yılının Eylül ayında… Önce Letonya´nın başkenti Riga´ya uçulacaktı, oradan Lux Express otobüs ile Estonya´nın başkenti Tallin´e ve Tallin´den de Finlandiya´nın başkenti Helsinki´ye Viking Lines feribot ile geçilecekti. Tüm transferler ve oteller hazır, balayı tarihi heyecanla beklenmekteydi…. derken işte hepsi oluvermiş bitmiş hatta yazıya bile dökülmek üzere…

Maket evler diyarı: Riga

Riga´va vardığınızda, pasaport kontrolünde hiç rastlamadığınız ölçüde uzun ve detaylı bir inceleme ile karşılaşabilirsiniz. Endişelenmeyin, sadece Türklere değil kuyrukta bekleyen tüm vatandaşların işlemi aynı uzunluktaydı 🙂

Riga´da gezilecek yerlerin sayısı çok fazla değil, ancak kendi yaptıklarımızdan yola çıkarak, sizlere küçük bir rehber sunabilirim sanırım…

DSC_0009Kanal ile iki bölüme ayrılan Riga´nın ‘Old Town’ denilen kısmı, asıl zevkli olan bölüm aslında…Ortaçağdan kalan pastel renkli yapıların arasında dolaşırken karşınıza çıkan St. Peter kilisesi´nin hem içini gezebilirsiniz hem de yukarıya çıkarak tüm Riga manzarasını görme şansına sahip olabilirsiniz, ama tabi hava size izin verirse… Kiliseden çıktıktan sonra hemen yakınında yer alan ‘House of Blackheads’ yapısını, Bremen mızıkacıları heykelini, her ne kadar çok şatafatlı olmasa da güzel cam vitrayların bulunduğu Riga Katedral´ini gezebilirsiniz. Daugava Nehri boyunca yürüyebilir, nehrin kıyısında yer alan ‘Big Christopher’ heykelini görüp, Riga şehri daha bulunmadan önce insanları nehrin bir kıyısından diğer DSC_0039kıyısına taşıyan adamın efsanevi hikayesini okuyabilirsiniz. Riga Kalesi´ni çok küçük bulup içerisini gezmek yerine, etrafında ve sokak aralarında dolanmayı tercih edebilirsiniz siz de belki bizim gibi… Sanat müzesi (Arsenal), Sultanahmet´teki Soğukçeşme sokağını andıran ve amber dükkanları ile dolu olan City Wall, Galata kulesinin üçte biri büyüklüğünde olan ve şimdi Letonya savaş müzesine evsahipliği yapan Powder Tower, çatısında iki kedi heykeli bulunan Cat House binası görülecek yerler arasında…

DSC_0080Riga kanalının öbür yakasına yürürken karşınıza çıkan Özgürlük Anıtı, kanalın kıyısında yer alan ve üzerinde binlerce kilidin bağlı olduğu köprüyü, altın kaplama kubbesi olan OrtodoksDSC_0063 kilisesi ile Kukla tiyatrosu ve Letonya Milli Sanat müzesi görülecek yerler arasında. E bir de gelmişken alışveriş de yapmak istiyorum diyenlerdenseniz, kanalın bu kıyısında pek çok alışveriş merkezi de mevcut.

Gezdik gördük yorulduk, biraz da soluklanalım diyorsanız ve eğer sizler de mesafe önemli değil, lezzetli kahvenin peşindeyiz biz diyorsanız, işte size Riga´da 3. nesil kahvecilerden birkaç adres:

Eski şehrin merkezinde yeralan, Makonis… Çok fazla çeşidi yok, Cortado istediğimizde, nasıl yapıldığını bize soran barista ve yaşadığımız çelişki, İstanbul´da onu da yapalım bunu da yapalım eksik kalmayalım zihniyeti ve karşısında burada gözlemlediğimiz sadece bildiklerini sunma ile yetinme kavramı… Neyse, güzel bir latte içmek için kesinlikle gitmeye değer 🙂

Şehrin diğer yakasında ise daha fazla mekan var. Miit Coffee&Bikes, Vest ve Mute isimli mekanlarda farklı demleme yöntemlerinde sundukları kahveyi içerek küçük molalar verebilirsiniz.

Nerede yemek yesek acaba diyenleriniz var ise, bunun için de önerilerimiz şöyle… Öncelikle gün içerisinde çok para harcamadan, atıştırmalık birşeyler bakıyorsanız, adım başı bulabileceğiniz Narvesen marketler, kesinlikle uygun. Her gün sandviç yenmez ki derseniz de, eski şehir kısmında bulabileceğiniz Pelmeni, kesinlikle uğramanız gereken yerlerden biri. Kayseri mantısına benzeyen ama daha iri boyutta yaptıkları, tavuklusunu, etlisini, peynirlisini, vejeteryanını bulabileceğiniz oldukça uygun fiyatlarda karnınızı doyurabileceğiniz bir yer.

Letonya mutfağını deneyimlemek isterseniz Benjamin Restaurant ile ortaçağ kıyafetleriyle karşılandığınız, otantik Rozengrals Restaurant´ı önerebilirim. Rozengrals ile ilgili tek eklemek istediğim kısım, porsiyonlar çok büyük, o yüzden starter almazsanız iyi olur, aklınızda olsun 🙂

Ortaçağ şehri: Tallin

DSC_0190Riga´dan Tallin´e gitmenin en uygun yollarından biri, Lux Express firması ile otobüs yolculuğu. Hem rahat ve konforlu, özellikle tuvalet sıkıntısı yaşayanlardansanız benim gibi, içinde tertermiz tuvaletin olması büyük avantaj :), hem de Estonya´nın güneyinden girip kuzeyinden çıkarak tüm ülkeyi bir nebze görme fırsatını yakalayabiliyorsunuz. 4,5 saatlik bir yolculuğun ardından Tallin´deyiz.

Riga´ya oranla gözümüze daha bir hoş göründü Tallin, belki de biraz çıkan güneşin de etkisiyle 🙂 Gezilecek DSC_0151yerleri gezerken, ‘Gülhan´ın Galaksi Rehberi’ adlı program gözümün önünde, zaten Riga-Tallin-Helsinki rotasının doğmasına sebep olan, o programdı bile diyebilirim… Tallin´de gezilecek yerler, 3 ayrı bölgede toplanmış. Asıl görülecek yerlerin Old Town olan Vanalinn´de toplanmış olmasına rağmen Kadriorg ve Kalamaja da vaktiniz var ise uğramanız gereken yerlerden kesinlikle…

Vanalinn´de neler yapabilirsiniz?

  • Oldukça sade ve aydınlık olan Kaarli kilisesi, Özgürlük Anıtı, yine Galata kulesini andıran Kiek inDSC_0126 de Kök, buraya çıkarken sol tarafta göreceğiniz parkın içinde yer alan Terrakotta ordusu askerlerinin rengarenk heykelleri, Kremlin sarayını andıran Alexander Nevsky katedrali, görülecek yerler arasında.
  • St. Mary katedrali´ne girdiğinizde sizi bir bilet gişesi bekliyor, ancak hem paranıza hem de sizi bekleyen 140 basamağı tırmanmaya değer…. Tepeye vardığınızda güzel bir Tallin manzarası ile karşılaştığınızda, hava da şansınıza açık ise değmeyin keyfinize 🙂 Tadını çıkarın…
  • Niguliste müzesi ve St. Nicholas kilisesi, Nuku Tiyatrosu ile kukla müzesi, Ortodoks kilisesi, Olaf kilisesi – nisan ayına kadar kapalı burası, aklınızda olsun…- , Fat Margaret Tower, Opera binası sokakları dolanırken karşınıza çıkacak yerler arasında.
  • Draakon´da geyik eti çorbası içmeden kesinlikle ayrılmayın. Bizim gibi ne olduğunu anlayana kadar acı çekmeyin diye de size bir sırJ Müşterilerin gelip geçip kapaklı ahşap bir bidondan aldıkları turşudan siz de dilediğiniz kadar alabilirsiniz, bunlar mekanın ikramı, afiyet olsun 🙂
  • Tallin´in en eski cafesi olan ve 1806 yılından beri hizmet veren Maiasmokk Kohvik´de her ne kadar 3. nesil kahveci olmasa da, tarihin hatrına hem kahvenizi içebilir hem de haritanızın üzerinde gezdiğiniz yerleri işaretleyebilirsiniz.
  • Olde Hansa´nın önünde ortaçağ kıyafetleri giyen Estonyalıların sunduğu çeşitli baharatlarla kavrulmuş badem ve sıcak şarap ikilisini kesinlikle denemelisiniz. Buradan alacağınız 5 euroluk indirim kuponunu da kaybetmeyin, sonra size gerekli olacak 🙂 Oldukça turistik olan ve gidilmezse olmaz yerlerden biri olan Olde Hansa´da garsondan yardım almanız şart, özellikle menüyü ya da ‘kitabı’ elinizde aldığınızda ne demek istediğimi daha iyi anlayabileceksiniz 🙂
  • Çay tutkunu iseniz, Chado tea shop´u haritanızda mutlaka bulun. Ufacık bir yer ama çok farklı çeşitlerde çayları mevcut. Ayrıca çay içmek isterseniz, içeride oturma yeri olmadığından paket olarak alıp hem ellerinizi hem de içinizi ısıtabilirsiniz sokakları arşınlarken.
  • Eğer mideniz izin veriyorsa Balthazar restaurant´da sarımsaklı dondurma yiyebilirsiniz. Aman ne sarımsaklı dondurması, ağzımın tadını bozmayayım diyorsanız da parfesini kesinlikle öneririm…
  • Venne caddesi üzerinde yürürken De La Ville yazan aralıkta Le Grand Café, çok sevimli, sanki babaannenizin evindeymişsiniz hissi veren tatta bir dekorasyona sahip. Gün içinde yorulduğunuzda kahve ve yanında bir tatlı ile keyif yapabilirsiniz…

DSC_0247Vanallinn´de tüm bunları tamamladıktan sonra vaktiniz kaldıysa, Kadriorg´a gidebilirsiniz. BizDSC_0254 yürüyerek gittik, ama baya uzun süreli bir yürüyüş oldu git gel derken, çok vakit kaybetmeyelim derseniz toplu ulaşım yollarından faydalanabilirsiniz. Kadriorg sarayı, Kumu sanat müzesi gezilecek yerler arasında, hazır gitmişken Baltik denizine de elimi bir değdireyim diyorsanız, sahile yürüyebilirsiniz.

Aksi istikamette yer alan ve eski ahşap Eston evlerinin bulunduğu Kalamaja´da görülecek pek çok şey yok, ancak bir mekan önerim var ki, bunun için gitmeye değer bence 🙂 Tops….İçeride istediğiniz plaklardan şarkı da çaldırabildiğiniz mekanda geleneksek bisküvi tatlımız diye sundukları tatlıyı yemeden ayrılmayın 🙂

Ve hala vaktiniz var ise, bizim gitmeye fırsatımızın olmadığı Estonya Açık Hava Müzesi´ne gidebilirsiniz. Bu arada e Tallin´de hiç 3. nesil kahveci yok mu diyenleriniz olursa, tabiki var :): Gourmet Coffee

Buzullar şehri: Helsinki

Stokholm´ü andıran rengarenk fotoğraflar ile döneceğimi ümit ettiğim ama biraz hayal kırıklığına uğramama sebep olan şehir…

DSC_0356Tallin´den hareket eden Viking Lines´ın feribotuyla 2, 5 saat süren bir yolculuğun ardından puslu ve oldukça soğuk Helsinki´ye varıyoruz.

Diğer yerlerde kaldığımız otellerden hiç bahsetmedim, ama burada kaldığımız yerden sözetmeden geçemeyeceğim 🙂 Hotel Katajanokka… Eskiden hapishane olan yer restore edilerek otele dönüştürülmüş, dekorasyonda hapishane öğeleri kullanılmış ve resepsiyondaki görevliden restorandaki görevliye herkesin üzerinde siyah-beyaz çizgili hapishane kıyafeti var. Misafirlere göstermek amaçlı koruma altına aldıkları eski mahkum odasını da görmek mümkün… Bu otelde konaklamasanız bile, mahkum odasını görmek için uğramaya değer 🙂

Şaşırtıcı derecede adım başı rastlayabileceğiniz kadar çok Nepal restoranının yer aldığı Helsinki, malesef ‘sona kalan dona kalır’ atasözünden müzdarip olacak sanırım, yaz yaz yorulduğum için burada hızlı gidersem şimdiden özürlerimi sunuyorum…

DSC_0330Helsinki´de Uspenski Katedrali, Senato Meydanı, Lutheran Katedrali, Temple Kilisesibu DSC_0335favorimdi, kesinlikle ziyaret edin -, Sessizlik şapeli, Esplanadi parkı, Dizayn müzesi, St. John´s kilisesi gezilecek yerler arasında yer alıyor. Londra´daki ‘London Eye´ı andıran Finnair sky wheel, kışın Cuma ve haftasonları hizmet veriyor sadece, Helsinki manzarası görebileceğiniz yerlerden biri, eğer günü denk getirebilirseniz ve hava da aydınlık ise denemenizi tavsiye ederimJ Favori mekanlarımdan biri, 1886 yılı yapımı Vanha Kauppahalli isimli hali andıran kapalı marketi kesinlikle gezmelisiniz. İçinde ne ararsanız var: peynir, et, kuruyemiş, kahve, sebze, meyve, şarap vs.

DSC_0358Eğer deli gibi yürürüm diyorsanız ve gideceğiniz yerde beklentinizi karşılamayan birşeyle karşılaşsanız bile hayal kırıklığına uğramayıp iyi yanını görüyorsanız, içerisinde yer alan DSC_0359galerisini ve müzesini gezebileceğiniz Cable Factory ile Finlandiya´nın en ünlü bestecisine ithafen demirden yapılmış Sibeliuksen Puisto görülecek yerler arasına dahil edilebilir. Cable Factory´e gitmemizin sebebi aslında, bit pazarı bulmak idi, ancak bit pazarı Nisan aylarında kuruluyormuş, hani siz de aynı sebeple oraya gidecek olursanız, bu da aklınızda bulunsun 🙂

Hava güzel ise ve şehir içerisinde gezeceğiniz yerler bittiyse, 15 dakika süren bir tekne yolculuğu ile Suomenlinna adası´na gidebilirsiniz. Kışın çok fazla sayıda açık café bulamayabilirsiniz, gittiğinizde eğer açık ise Viaporin Deli&Café´de rengeyikli çorba ile somonlu çorbayı mutlaka deneyin, özellikle somonlu çorbası oldukça doyurucu…

Estonya ve Letonya mutfağından gözümüz çok doyduğundan, Fin mutfağına çok fazla şans veremedik, ama güzel bir Thai yemeği yerim diyorsanız, önerimiz, şehrin en eski restoranı olan Ryan Thai.

1891 yılından beri hizmet veren Fazer Café´de hem farklı çikolataların tadına bakabilir hem de kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Ama 3. nesil kahveci arıyorum ben, böyle bir cafede işim olmaz diyorsanız da, size 2 önerimiz var: Kaffa roastery´de hem farklı demleme yöntemleri kullanarak hazırladıkları kahveden içebilir hem de orada kavurdukları çekirdekten satın alabilirsiniz. Pazar günleri kapalı, aman dikkat, yürüyüş mesafesi uzun olan bir yer, boşuna yürümeyin… Diğer önerimiz ise deniz manzarasına karşı keyifle kahvenizi yudumlayabileceğiniz Johan&Nyström café.

Eveeeet, sanırım paylaşabileceklerim bu kadar, biraz uzun bir yazı oldu ama umarım zevkle okuduğunuz bir yazı olmuştur… Evli ve mutlu olarak yazacağım bir sonraki yazıma kadar şimdilik hoşçakalın 🙂

This slideshow requires JavaScript.