Posts Tagged ‘kahve’

dsc_0117Yaklaşık 3 ay kadar evvel planımızı yapmıştık sevdiğimiz bir müdavimimizin bebeğiniz doğmadan önce küçük bir kaçamak yapmanın bizim için iyi olacağına dair aklımızı çelmesinin ardından 🙂 İyi ki de çelmiş aslında, hem 2. evlilik yıldönümümüzü kutlamış hem de gördüğümüz ülke sayısına bir adet daha ek yapmış olduk 🙂 Bebeğimizin kanına az da olsa gezme ruhu da katabildiysek ne mutlu bize 🙂 Evet şimdi gelelim keyifli yolculuğumuza…

THY´nin İstanbul Atatürk Havalimanı´ndan hareket eden seferi ile yaklaşık 2 saat 20 dakika sürendsc_0012 bir yolculuğun ardından Nürnberg´e vardık. Her ne kadar pasaport kontrol için hızlı gittiğini düşündüğümüz sıraya girsek de Murphy kanununa uygun olarak kontrolden geçen son kişilerden olmayı da başardık 🙂 Bavulumuzu kaptığımız gibi doğruca metronun U2 hattının yolunu tuttuk metro biletimizi de alıp. Otelimiz, tren ve otobüs istasyonlarına çok yakın, zaten kalacağımız yeri http://www.booking.com ya da http://www.expedia.com üzerinden belirlerken en önemli kriterimizi ana istasyonlara yakınlığı oluşturuyor, sonradan da çok büyük rahatlık sunuyor gezerken bize… Otele giriş işlemlerimizi tamamladığımız gibi de kendimizi attık sokaklara… Hava kapalı, ama en azından yağmur yok, hatta içliklerimizi bile giymemize gerek kalmayacak nitelikte güzel bir hava derecesi… Başladık yürümeye elimizde otelden aldığımıimg_9692z şehir haritası ile, tabi yola çıkmadan önce gezeceğimiz noktaları işaretleyerek 🙂

Gezimize ilk olarak 2. Dünya Savaşı sırasında oldukça zarar görüp, sonradan yeniden onarılan St. dsc_0016Lorenz Kilisesi ile başladık. Kilisenin içinde en çok hoşumuza giden detay da kum üzerinde kalp çizilerek yerleştirilmiş dilek mumları oldu, e biz de eksik kalmadık tabi, dileğimizi diledik hemencecik 🙂

Kilisenin ardından pazar alanının da olduğu Hauptmarkt´a vardık, meydan oldukça keyifli, bir yandan mutlaka tatmanız gereken bu bölgenin simgesel çöreği Lebkuchen´in keyfini sürerken bir yandan da 19 metre yüksekliğinde Schöner Brunnen (Güzel Çeşme)´in çevresinde bulunan halkaları döndürerek –inanışa göre- kendinize bol şans getirebilirsiniz 🙂

dsc_0014Çeşmenin yakınında yer alan Frauenkirche (Old Lady Kilisesi)´ni de ziyaret ettikten sonra Alman Ressam img_9715Albrecht Dürer´in evinin önünden geçerek şehrin kalesi olan Kaiserburg´e vardık. Kalenin etrafında dolanıp, şehri tepeden izledikten sonra kendimizi aşağıya doğru St. Sebald Kilisesi´ne kadar saldık… Kiliseyi gezmenin ardından planımız Ortaçağ´a ait zindanları ziyaret etmekti, ancak 28 Şubat 2017 tarihine kadar kapalı olduğundan gezme şansımız olamadı, ama sizin şansınıza açık yakalarsanız Medieval Dungeons´ı mutlaka ziyaret edin. Hayalkırıklığımızın ardından Weibgerbergassse sokağı ile Maxplatz caddesinin kesistiği noktada bulduğumuz Bergbrand´da içtiğimiz cappuccino ilaç gibi geldi açıkçası 🙂 Gittikleri her yerde 3. nesil kahveci arayan bizler gibiyseniz, Nürnberg´deki ilk önerilerimiz arasında bunu sayabilirim…

img_9724Leziz bir kahve keyfinin ardından küçük bir adacık olan ve üzerinde köprüleri bulunan Trödelmarkt´a vardık. Kuyumcu dükkanlarının, butik mağazaların bulunduğu bu alanda dolaşabilir, şansınız güneş ışığı açısından yaver giderse nehrin üzerine yansıyan köprü ve ev fotoğrafları çekebilirsiniz 🙂  Adacığı gezdikten sonra Ludwigsplatz´a doğru rotamızı çevirdik evliliğin evrelerini simgesel olarak betimleyen Ehekarussell (Marriage Carousel) Çeşmesi´ni görmek üzere. Meydanda bulunan Brezen Kolb´dan sokak lezzeti bretzel alarak hem midenizi şenlendirebilir hem de ortamın keyfini sürebilirsiniz.

Biraz alışveriş yapayım derseniz Karolinenstrasse ve Kaiserstrasse caddelerini adımlayabilir, bol bol müdsc_0075ze gezmeyi severim derseniz de Rosa Luxemburgplatz´da bulunan Tarih Müzesi´ni, kalenin içinde yeimg_9869r alan Kaiserburg Müzesi´ni, Kornmarkt´a yakın mesafede bulunan Cermen Ulusal Müzesi ile İnsan Hakları Caddesi´ni ve pek çok farklı müzeyi ziyaret edebilirsiniz.

Şimdi gelelim yukarıda bahsettiğim Bergbrand´ın dışındaki, nitelikli kahve içecebileceğiniz diğer 3 keşfimize 🙂 Weberplatz´a yakın bulunan White Bulldog Coffee Roastery, AuBere Laufer Gasse caddesi üzerindeki Rösttrommel Coffee Roastery ve St. Lorenz Kilisesi´nin yakınındaki Machhörndl kahve meraklılarına güzel lezzetler sunuyor, bizden söylemesi 🙂img_9808

img_9871Kahvaltı için, tren istasyonunun içinde yer alan pastanelerde bretzel, alman pastaları (berliner), çörekler ve envai çeşitte tat bulabilirsiniz, şehrin içinde ise Casa Pane ile Konditorei Cafe Beer mutlaka denenmesi gereken yerlerden…Şinitzel ile mekanın atmosferi için Heilig Geist Spital Restaurant ve leziz bir hamburger ile kabuklu patates kızartması için ise Mam-mam Burger yemek mekanı olarak listenize alabileceklerinizden.

Nürnberg ile ilgili keşiflerimizin ardından ertesi gün Bamberg´e geçmek üzere planımızı yapıp, alarmımızı kurduk. Tren ve metro bileti almak o kadar kolay ki, ülkede yaşayan Türk nüfusunun da etkisi ile otomatlarda Türkçe dil seçeneği bile mevcut 🙂 Tren istasyonundaki Dean&David ile Berbeck´den kendimize sabah kahvaltısı alıp bir dsc_0169yandan onları afiyetle götürürken bir yandan da etrafı izlemeye koyulduk yol boyunca. Bu arada vücudumuza malesef bol bol şeker yüklemesi yaptığımız da doğrudur 🙂 🙂 Siz de fırınların özenle dizilmiş vitrinlerinin önünden geçerken gözlerinizi ayıramayacağınızı göreceksiniz 🙂 40 dakika süren tren yolculuğumuzun ardından, Bamberg´e vardığımızda, doğruca şehir merkezine doğru yürümeye başladık. 1993 yılından bu yana UNESCO Dünya dsc_0130Miras Listesi´ne dahil olan Bamberg´de Obere Brücke (Old Town Hall), Regnitz nehri boyunca sıralanmış evlerin bulunduğu ve Venedik´i andırması sebebiyle ‘Little Venice’ dsc_0086diye adlandırılan bölge, 1808 ile 1813 yılları arasında Bamberg´de yaşamış olan romantizm döneminde fantezi ve korku hikâyeleri yazarı, jüri üyesi, besteci, müzik eleştirmeni, çizer ve karikatürist E.T.A. Hoffmann´ın heykeli, Bamberg´in gotik kilisesi Church of Our Lady, Domplatz´da bulunan Bamberg Katedrali, şehri panoramik açıdan da izleyebileceğiniz ve eskiden Benediktin papazlarının dsc_0119manastırı olan St. Michael, Neptün Çeşmesi´nin, kafelerin ve alışveriş dükkanlarının bulunduğu Grüner Meydanı görülecek yerler arasında. İstanbul gibi 7 tepe üzerine konumlanan Bamberg´de yürümek bazen zor olabiliyor yokuş çık yokuş in derken bazı yerleri görememek mümkün olabiliyor. En basiti Alternburg Kalesi´ni görmek için dsc_0144Domsplatz´dan kalkan Bamberger Bahnen Hop-on/Hop-off tur otobüslerinden birini yakalamanızda fayda olabilir 🙂

Günübirlik gittiğimiz Bamberg´e bize ayrılan sürenin sonuna gelmeden önce de Cafe Müller´de kahve keyfi ve Kerling´s Feinbackerei´den aldığımız evyapımı tatlı çörek hazzı da günümüzü daha da güzelleştiren detaylar oldu. Son kez şehrin güzelliklerine veda ederken Nürnberg´e varmak üzere geri dönüş yolculuğumuza başladık, bir yandan da ertesi gün için yapacağımız planın heyecanı ile 🙂

dsc_0186Rotamızın 3. ve son durağı  Münih´e gitmek için tren ile mi otobüsle mi seyahat etsek diye karar vermeye çalışırken aynı sürede varmasına rağmen tren bilet fiyatlarının çok daha pahalı olması sebebiyle Flixbus otobüs seferlerini tercih ettik. Ertesi sabah 6:30´da hareket edecek olan seferimiz için hazırlıklarımızı tamamladık, gezeceğimiz yerlerin ve özellikle ziyaret edeceğimiz kahve dükkanlarını not ettik. Elbette gezemediğimiz yerler de kaldı, ama günün sonunda iyi ki Münih´e gittik gördük dedik, azıcık da güneş açınca keyfimiz daha da yerine geldi 🙂

Şehrin merkezinde bulunan Karlsplatz, Odeonsplatz ve Marienplatz üçgeni arasında saatlerce yürüyebilir, dsc_0235biraseverler için Hofbraühaus´u ziyaret edebilir, çiçekçi, şarapçı, peynirci, sebzeci, meyveci, mezeci, ne ararsanız dsc_0211bulabileceğiniz Vikualienmarkt´ın içinde kendinizi kayebedebilir, St. Peters Kilisesi´ni gezebilir, 297 basamak çıkarak tüm şehre hakim olabileceğiniz manzarayı izleyebilir, merdiven tırman in derken kaybettiğiniz enerji ihtiyacınızı Rischart´dan alacağınız krapfen çeşitleri ile yeniden doldurabilirsiniz 🙂 Enerjinizi topladıktan sonra ressam ve heykeltraş img_9833iki kardeşin kendilerine özel olarak yaptırdıkları Asam Kilisesi, 2. Dünya Savaşı sırasında oldukça hasar gören ve 1991 yılında yeniden onarılan Heilig Geist Kilisesi ile henüz restorasyonda olan ama içini dsc_0268dolaşabileceğiniz Theatiner Kilisesi´ni ziyaret edebilirsiniz. Şehrin eski merkezini tamamladıktan sonra yine Münih´in merkezinde bulunan ve Avrupa´nın en büyük park alanlarından biri olan English Gardens´ı adımlarken bol oksijeni içinize çekebilir, şansınız yaver giderse parkın haritasında da işaretli Eisbach´ı ziyaret ederek nehir üzerinde sörf yapanları izleyebilirsiniz. Biz malesef bu anı yakalayamadık, hava şartları nedeniyle sanırım kimse ortada yoktu, ama harika fotoğraflar yakalanacağına eminim 🙂

Eğer vaktiniz kalırsa, Avrupa´nın sayılı büyük sarayları arasında yer alan Nymphenburg Sarayıimg_9816´nı ve sarayın içinde bulunduğu Schloss Nymphenburg Parkı gezebilirsiniz. Sınırlı olan vaktimizde biz malesef bu mekanı görmektense listemizde olan kahve dükkanlarını keşfetmeyi tercih ettik 🙂 Mariensplatz´e yakın bir konumda bulunan Man versus Machine Coffee Roasters ile Elisabethplatz´ın içinde yer alan Standl 20 kahveseverler için özellikle önereceğimiz yerlerden ikisi. Bu kadar gezdiniz, yürüdünüz, dolaştınız, karnınız da acıkmaya başladı ve güzel bir pizza yemek isterseniz de güzel bir atmosfere sahip La Vecchia Masseria restoranını deneyimleyebilirsiniz.

Evet, 3 gün, 3 şehir gezimizi de 3 kişi olarak 🙂 tamamlamış olduk, geriye de bize güzel anılar kaldı 🙂 Sizin de sonuna kadar zevkle okuyabildiğiniz bir yazı olmuştur diye ümit ederek, bir sonraki yazımın ne zaman olacağına dair belirsizlikle birlikte sizlere şimdilik hoşçakalın diyorum 🙂

This slideshow requires JavaScript.

Advertisements

cartoon-neighborhood_23-2147504508Geçenlerde Esra abla ile konuşuyorduk, keşke gurme ya da mekan yazarlarından biri gelse de mahallenizdeki mekanlarla ilgili ‘Tomtom mahallesinin mekanları’ gibi ‘Zühtüpaşa mahallesinin mekanları’ şeklinde bir yazı toparlasa ne güzel olurdu diyordu….O an aklıma gelmedi, ama bir iki gün geçtikten sonra her ne kadar çok takipçim olmasa da bir ilki başlatmakta ne zarar olur ki dedim….Bu sefer ki yazımın çıkış noktasına vesile olduğu için önce Esra ablama teşekkürlerimi sunarım 🙂

Hep Balat, hep Karaköy, hep Moda, hep Galata olacak değil ya, size dolu dolu, hem lezzetli hem müzik dolu, hem keyifli, hem eğlenceli bir günlük aktivite sunabilir bizim mahallemiz…  Yatağınızdan kalktınız, yüzünüzü yıkadınız, dışarıda hava mis, bugün ne yapsam diye mi düşünüyorsunuz… İşte size harika önerilerim var, bu mahallenin bir esnafı olarak, komşu esnaflarımdan bahsetmemek olmazdı değil mi ama 🙂 Keyifli okumalar diliyorum…

Mahallemizin Butik Fırını: Bitteria Bakery

201bitteria bakery5 yılının Mart ayından itibaren faaliyet gösteren Bitteria Bakery´nın sahipleri yeni evli birbitteria bakery2 çift. MSA ´dan Pasta ve Ekmekçilik eğitimi almış olan Eda´nın elinden çıkıyor tüm ürünler, Cem de dükkanın işletmesinden sorumlu, yani anlayacağınız kendi aralarında keyifli bir işbölümü yapmışlar bile 🙂 Tuzlu mamüllerin haricindeki tüm ürünlerde çikolata olması sebebi ile Bitteria adını koymuşlar sanki Alice Harikalar Diyarı´ndaymışsınız hissini verecek şekilde dekore edilmiş mekanlarına… Pazar hariç diğer günlerde 08:00 – 20:00 saatleri arasında hizmet veren Bitteria Bakery´de tuzlu kurabiyelerden porsiyon pastalara, browniden cup cakelere kadar pek çok çeşit mevcut, üstelik özel günleriniz için butik pasta da sipariş edebiliyorsunuz.

Adres: Zühtüpaşa Mah. Recep Peker Cad. No:40M Kızıltoprak / Kadıköy (Kızıltoprak PTT karşısı)

Mahallemizin İtalyanı: İl Boccalino

il boccalinoUzun yıllar boyunca İsviçre´de yaşayıp İstanbul´a dönüş yapan Hasan abi´nin mekanı, 2015 yılının Eylül ayından itibaren mahallemizi şenlendiriyor İtalyan mutfağı ile… İsviçre´nin il boccalino2İtalyan kantonunda şarap içtikleri kupadan adını alan İl Boccalino´da günün menüsü, mekan sahibinin arzusuna göre şekilleniyor, bu nedenle bir gidişinizde yediğinizi bir sonraki sefer bulamama ihtimaliniz var, ancak emin olacağınız tek şey var ki, o da her seferinde Hasan abi´nin özenle seçtiği malzemeleri kullanarak kendi elleri ile hazırladığı birbirinden lezzetli tatların sizi bekliyor olduğu 🙂 Soğuk karpuz çorbasından sebzeli mantar çorbasına, balsamik soslu ton balıklı mercimek salatasından kendi soslarıyla hazırladıkları makarna çeşitlerine, hardal soslu tavuğundan kırmızı şarap soslu dana nuar rostosuna, pannacottadan erikli tarta kadar pek çok farklı lezzeti mutfağında barındıran İl Boccalino, Pazartesi günleri dışında diğer günlerde 09:30 ile 24:00 saatleri arasında hizmet veriyor.

Adres: Çuha Çiçeği Sok. No: 9 Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin Enternasyoneli: Fatel Kalamış

reçete kalamışHaziran 2015´den bu yana faaliyet gösteren Fatel Kalamış´ın sahipleri yurtdışında eğitim reçete kalamış2görüp tecrübe edinen iki genç şef. Elif ile Fatih´in özenli ve birbirinden lezzetli yemekleri, günlük olarak şekillenen menülerini oluşturuyor.  Düğün çorbasından soğan çorbasına, keçi peynirli salatasından zeytinyağlı enginarına, hünkar beğendisinden zencefilli tavuğa kadar pek çok farklı lezzeti mutfaklarında barındıran Fatel, Pazar günleri hariç her gün 11:30 ile 22:00 saatleri arasında servis veriyor.

Adres: Itridede Sok. No:24-A Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin Yereli : Nane

nane2Mekanı illa bir çift sevgili yönetecek değil ya, anne ve oğul olarak da harika bir ikili olunabilire örneknane olabilir sanırım Nane… 3 yıl önce mantıcı olarak daha küçük bir mekanda başlayan Hülya hanım ile oğlu Efe, yaklaşık 1,5 yıl kadar evvel mekanlarını hem büyütmüşler hem de muftaklarını geliştirmişler. Haftasonu hariç her gün 10:00 ile 18:00 saatleri arasında servis veren Nane, o güne özel hazırladıkları menü ile misafirlerini ağırlıyor, günlük olarak açtıkları mantı ise mutfaklarının halen vazgeçilmezi…Favori rengim mavinin hakim olduğu mekan, yakın zamanda aldığı içki ruhsatı ile ‘Mahallenin Pub’´ı olma yolunda ilk sinyallerini de verdi bu arada, duyduk duymadık demeyin 🙂

Adres: Rüştiye Sok. No: 22 Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin Seramik Atölyesi: Patika Seramik Atölyesi

patika seramikSürekli yiyip içmekle geçmez gün, biraz da bir şeyler üretmek isterseniz harika bir aktivite olabilir sizin için Patika Seramik Atölyesi… Sakın ‘bende yetenek ne gezer, hayatta yapamam’ demeyin, atölyenin sahipleri Gonca ile Sibel´in güvenli ellerinin size yardımcı olacağından emin olabilirsiniz, bizzat deneyimlemiş biri olarak 🙂  Atölye ile ilgili daha önce yazmış olduğum yazımı da burada paylaşıyorum, daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

https://aktivitemidediniz.wordpress.com/2013/01/17/seramik-calismasi-icin-yeni-adresiniz-patika-seramik-atolyesi/

Adres: Rüştiye Sok. No: 32 / A Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin 3. Nesil Kahvecisi: Tabure Coffee

DSC_0016Hehehe, tabiki biz de varız, hazır gelmişken bizi de ziyaret edersiniz değil mi? 🙂 Tekrar uzun uzun yazmayacağım elbette, daha önce paylaştığım yazımın linkini okumak isterseniz diye buraya bırakıyorum, yolunuz mahallemize düşerse mutlaka bekleriz 🙂 Gerek mekanımızda oturabilir hem kahvenizi yudumlayıp kitabınızı okuyabilirsiniz ya da take-away alıp Kalamış sahilinde güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz 🙂

https://aktivitemidediniz.wordpress.com/tag/tabure-coffee/

Adres: Zühtüpaşa Mah. Kolej Sok. 1/F Kızıltoprak / Kadıköy

Mahallemizin Barı: Mekan Kalamış Sakman

Birbirinden lezzetli yemekler yendi, güzel kahveler içildi, arada sahilde keyifli bir yürüyüş yapıldı, seramik sakmanatölyesinde bir sanat eseri oluşturuldu, artık sıra bir kadeh içki eşliğinde kulaklarınızı şenlendirmeye gelsin mi? Evet şimdi de Vedat Sakman´ın mekanındayız. Her Cumartesi akşamı kendisinin de sahne aldığı mekanın programına güncel websitelerinden erişebilirsiniz.

http://www.sakmanistanbul.com/

Adres: Itri Dede Sok. No: 9/1 Kızıltoprak / Kadıköy

coffeeKahve artık sürekli gündemde… Herkes hakkında çok şey biliyor ve konuşuyor… Her gün hakkında yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz her birimiz.. E öğrendiklerimizi de paylaşmadan geçemiyoruz tabi, paylaştıkça çoğalır mutluluklar ya 🙂 Belki çok detaylı olarak bildiğiniz, belki hiç duymadığınız, belki de çat pat kulak aşinası olduğunuz birkaç terimden bahsetmek istiyorum bu yazımda… Sizleri çok da fazla detayla boğmadan aktarmaya çalışacağım öğrendiklerimi, umarım hem bilgilendirici hem de keyifli bir okuma olur sizin için…

Aroma, Flavor –buna tat mı desem lezzet mi desem tam çevirisini tutturamıyorum, dedim ki en iyisi herkesin bildiği gibi kalsın-,  Asidite ve Gövde… Kahve tadımı yaparken kahveyi oluşturan temel öğelerden sadece bazıları…Haydi başlayalım bakalım 🙂

Aroma ve Flavor:

Aslında bu ikisi çok içiçe, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan örneğini andırıyor bana göre, bu yüzden aynı coffee feelingbaşlık altında topladım… Aroma, demlenmiş kahveden yayılan koku. Koku alma duyumuz olmadan, kahveden alacağımız haz sadece dilimizin algıladığı acı, tatlı, ekşi veya tuzlu hisleriyle sınırlı olurdu, ancak kahvenin saf haliyle içilmesi durumunda çikolata, karamel, fındık ya da bunun benzeri, duyu hafızasını tetikleyen herhangi bir şeyin kokusunu alabiliyoruz. Yani kahve ile ilintili küçük detaylar koku alma duyumuzda gizli, kıymetini bilmek lazım 🙂 coffee aromaKahvenin aromasının oluşumunda ise pek çok etken olabilir kahve ağacının bitkisel olarak menşesinden, nasıl yetiştirildiği, nasıl işlem gördüğü, nasıl kavrulduğu ve nasıl demlendiğine kadar. Çiçeksi, meyvemsi ve otsul aromalar hissedilebileceği gibi, kavurma işlemi sırasında maruz görülen işlemlerden doğan tepkimeler sonucunda ortaya çıkan kakao, kavrulmuş fındık, tütün, karabiber ve karanfili andıran aromaları da hissetmek mümkün. Kahve çekirdeğinizin tazeliğine, kullandığınız demleme yöntemine bağlı olarak bu aromaların yoğunluğu farklılık gösterecektir, bu da aklınızda olsun.

Asidite:

Sıklıkla ekşi veya acı tanımlamalarıyla karıştırılabiliyor. Kahveye tadını veren önemli unsurlardan biri aslında. Kahvenin kavrulması sırasında tat verici asitler ortaya çıkmaya başlıyor ve kahve ne kadar çok kavrulursa asiditesi de o kadar azalıyor.

Gövde:

coffee on the agendaKahvenin ağızda bıraktığı yoğunluğu anlatmak için kullanılıyor. Kahveyi ağzınızda çalkaladıktan, yuttuktan ya da tükürdükten sonra dilinizin üzerinde bıraktığı his;  zeytinyağı gibi mi yoksa gres yağı gibi mi yoksa sulu mu… Dil ve damak arasında kayganlık var ise o kahvenin gövdesi yüksek, pürüz var ise ortalama ve dil damağa yapışıyorsa sıfır demektir.

Konuya çok hakim olanlardan özür dileyerek yaptığım bu kısa paylaşım, umarım bundan sonraki kahve tadımlarınızda faydalanabileceğiniz bir yer olur 🙂 Şimdiden keyifli kahve içimleri 🙂

coffee at homeBazılarınız için lezzetli bir fincan kahvenin bedeli erkenden yatağınızdan çıkmanız olabilir. Kahvenizi her nerede demleyecek olursanız olun, -french press olabilir, otomatik kahve makinesi pour overolabilir, ya da damlama (drip) ve üstten dökmeli (pour over) kahve demleme yöntemlerinden biri olabilir-, hazırlayacağınız kahvenin kalitesine etki eden farklı değişkenlerin olduğunu unutmayın. Kahve konusunda uzman bir kahve dükkanından alacağınız kahvenin tadının daha iyi olmasının elbette bir sebebi var. Kahve taze demlenmiştir, kahve çekirdekleri kullanımdan hemen önce öğütülmüştür, sipariş ettiğiniz içecek sütlü ise, sütü o anki talebe bağlı olarak buharda ısıtılmıştır, ama tüm bunları yapan makinenin de bir bedeli var elbette.

E bu kadar pahalı bir makineye evde sahip olamayacağımıza göre, evdeki mevcut ekipmanlar ile de iyi bir fincan kahve elde etmek mümkün… Belki çok basit ama temelde dikkat etmemiz gereken 7 nokta sırayla şöyle:

1. Ekipman temizliği

Kullandığınız yöntem her ne ise, tüm parçalarının hem kahve hem sabun hem de tortulardan tamamen arındırıldığından emin olun.

2. Taze kahve çekirdeği

coffee beanEğer kahveyi ne zaman aldığınızı hatırlayamıyorsanız, yeni kahve çekirdeği alma zamanı gelmiş demektir. 1-2 hafta içerisinde tüketeceğiniz miktarda kahve satın alın. Satın alırken ambalajında yazılı olan kavurma tarihine dikkat edin, tavsiye edilen süre kavurma tarihinden itibaren 5-30 gün arasıdır.

3.  Çekirdek kahve

Önceden öğütülmüş kahve oksitlenmeye daha müsaittir. Tazeliği korumak adına içeceğinizgrinding types zaman kahve çekirdeklerini öğütün. Bunun için evde bir adet el değirmeni bulundurmanız yeterli, ama illa kahve dükkanından çekilmiş kahve alacaksanız da, kahvenizi valfli poşette muhafaza edin.

4. Öğütme derecesi

Her demleme yöntemi, kahve çekirdeğinin farklı boyutlarda öğütülmesini gerektirir. Türk kahvesi için kahve çekirdeği en en ince halde öğütülürken, french press´de yapılacak kahve çekirdeği daha iri taneler halinde öğütülür.

5. Kahve ve su oranı

Otomatik, damlama ve üstten dökmeli filtre kahve demleme yöntemlerinde 14 gram kahve kullanabilirsiniz. Birazdan bahsedeceğim formülü baz alarak fincanınızın ölçüsüne göre ayarlamalar yapabilirsiniz. 1 gram kahveye 16 mililitre su eklenir, ancak 1 gram kahvenin yaklaşık 2 mililitre su tutacağını da gözönünde bulundurursak 14 gram kahveye 250 mililitre kadar su ekleyebilirsiniz. Daha az kahve eklemeniz durumunda, kahveniz çok sulu, fazla eklemeniz durumunda ise kahveniz daha sert olacaktır.

6. Suyun sıcaklığı

drinking waterSu eğer çok sıcak ise, kahvenizi haşlayarak yakabilirsiniz, ya da sıcaklık çok düşük ise, aromalar ortaya çıkamayabilir. 90 derece civarında değerler kahveniz için uygun olacaktır. Suyunuzu kaynattıktan sonra soğutarak kullanmayın. Dereceli su ısıtıcınız yoksa kaynama gerçekleşmeden önce ısıtmayı durdurarak ideal sıcaklığa ulaşabilirsiniz.

7. Suyun kalitesi

Filtreden geçirilmiş içme suyu ya da şişe su kullanmanız, iyi bir fincan kahve elde etmenize yardımcı olacaktır. Musluk suyunu tercih etmeyin.

Bunları yapmanız durumunda elde edeceğiniz kahvenin tadına doyum olmaz, şimdiden afiyet olsun 🙂

Kaynak: http://www.eatingwell.com/healthy_cooking/healthy_cooking_101_basics_and_techniques/7_coffee_brewing_mistakes

 

shoppingYemek pişireceksiniz, hatta ıspanak yemeği hazırlamaya karar verdiniz, markete gidip manav kısmından taze ıspanak mı alırsınız yoksa dondurulmuş gıdaların olduğu reyondan dondurulmuş ıspanak mı? Çözünebilir kahve ile taze öğütülmüş çekirdekten hazırlanan kahve arasındaki farkı da buna benzetebiliriz aslında az sonra anlatacaklarımdan yola çıkarak…

Filtrcoffee cherrye kahve ile espresso arasında fark olduğu gibi çözünebilir kahve ile taze öğütülmüş çekirdekten hazırlanan kahve arasında da fark var… Kendi adıma konuşacak olursam açıkçası ben de zamanında aradaki farkı bilmezdim, eninde sonunda kahve der geçer ve içerdim ama artık daha bilinçli tüketmeye başlayınca, aradaki farkları öğrenmeye başlayınca yöneldiğin ürünler de değişkenlik göstermeye başlıyor. Her gün yeni bir şeyler öğrenmeye devam ediyoruz bu ömrümüzde, ben de bilgilerimi paylaşayım istedim bu yazı vesilesiyle izninizle… Eğer aradaki farkı biliyorum, ‘peaaah’ diyenler var ise, bu yazı sizin için çok sıkıcı gelebilir, ama bilmeyenler var ise aranızda, az da olsa aydınlatıcı olur umarım yazdıklarım 🙂

Tüm hikaye aslında şöyle başlıyor. Kırmızı meyveleri olan bir kahve ağacı…Vişneye benzer kırmızı meyvelerinin her birinin içinkahve çekirdeği zarıde de bir çift çekirdek… Kırmızı meyveler önce toplanıyor, kurutuluyor ve bazı green coffee beanişlemlerden geçiriliyor, yeşil çekirdekler kavruluyor, kavrulduktan sonra da bildiğiniz kahve
çekirdekleri karşınızda…  Toplanma, işlenme ve kavrulma prosesleri en önemli bölümler aslında, yani ayrı bir yazı konusu, bu sefer çok detayına girmeden bugünkü yazımızın konusuna devam edeceğim.


Çözünebilir kahvede de taze çekirdekten hazırlanan kahvede de aslında başlangıç noktası aynı. İkisinin de temelini coffee beankahve çekirdeği oluşturuyor. En çok bilinen 50 çeşit içerisinde kahve endüstrisine hükmeden iki tür var: Arabica ve Robusta. Arabica kahve çekirdekleri  meyvemsi tatların alınması mümkün, ekilmesi daha zor,  ürün toplama süreci daha zahmetli, ve bundan ötürü de biraz daha pahalı. Robusta kahve çekirdekleri ise daha sert tatlara sahip, ürün toplama süreci daha kolay, hastalıklara ve böceklenmelere karşı daha dayanıklı, fiyat olarak da daha ucuz. Cazip fiyatı sebebiyle de çözünebilir kahvelerin üretiminde çoğunlukla robusta kahve çekirdekleri kullanılmakta.

Demleme yöntemleri kullanılarak hazırlanacak olan kahve çekirdekleri kavrulduktan sonra paketlenirken, çözünebilir kahve olacak çekirdekler önce demleniyor, ardından ya dondurarak kurutma ya da püskürtmeli kurutma yöntemi ile suyundan arındırılıyor ve sıcak suyun içine eklenerek yeniden kullanılmak üzere toz haline getiriliyor. Çözünebilir kahvenin avantajları, hazırlama süresinin kısa olması, nispeten daha az miktarı ile kahvenin yapılabilmesi ve raf ömrünün uzun olması. Ancak taze kavrulmuş çekirdeklerin aroması, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye ve hatta çiftlikten çiftliğe farklılık gösterirken çözünebilir kahvelerde tadın sadece markadan markaya değişiklik gösteriyor olması da bir dezavantaj. Bu noktada da seçim biraz bizlere kalıyor…

coffee mug2aeropressTecrübeli bir baristanın elinden taze öğütülmüş çekirdek ile hazırlanan kahve, elbette en lezzetlisi. Ama bu evde de aynı lezzeti yakalayamazsınız demek değil… Taze kavrulmuş kahve çekirdeği, bir el değirmeni ve demleme yöntemi ekipmanı ile sonuçtan memnun kalacağınızdan emin olabilirsiniz. Burada da eğer ben uğraşmak istemiyorum, makine yapıversin derseniz, filtre kahve makinesi, eğer vaktim var manuel yapmak isterim, hatta her gittiğim yere de götürmek isterim derseniz de, aeropress size ilaç gibi gelecektir.  İşte böyle, sizi detaylara çok boğmadan aradaki farkı aktarmaya çalıştım, bu farkındalıkla içeceğiniz lezzetli kahvelerle dolu güzel günler diliyorum hepinize 🙂

Dışarısı buz gibi, canınız sıcacık bir kahve çekti ve hemen yakınınızda da bir kahve dükkanı… İçeriye adımınızı cold outsideattınız ve içeceğiniz kahveyi ısmarlamak üzere bankoya geldiniz… Ne ısmarlardınız? İçeceğiniz kahvenin içeriğini coffeeshopneler oluşturuyor, biliyor musunuz yoksa alışkanlıktan hep aynısını mı içiyorsunuz? Ya da her akşam işten çıkıp eve girmeden önce mahallenizin kahvecisinde bir fincan kahve içmek gibi bir ritüeliniz var. Cafe´ye girdiğiniz an barista sizin ne ısmarlayacağınızı biliyor mu, yoksa her seferinde yeni bir tat denemeyi mi tercih ediyorsunuz?

Bir sürü çeşit varken aynısını içmek neden? Hepsini denediniz ve içinden biri sizi en çok yansıtansa, ne mutlu size, ama sırf yeterli bilginiz olmadığı için tek bir kahveye takılıp kaldıysanız, neden diğerlerinden mahrum kalasınız ki… Sizi çok da detaya boğmadan, espresso bazlı içecekler arasında en popüler olanlar hakkında bilgi paylaşayım istedim, e ne de olsa ben de kahve dünyasının içine tam girmeden önce ısmarlayacağım kahveyi sadece şu kelimelerle açıklamaya çalıştığım bir latte içicisiydim: ‘yağsız süte köpüksüz az kahveli’… Bugünlerde ise tam bir espresso içicisiyim, birazdan türleri anlatmaya başladığım zaman geçişin oldukça derin olduğunu göreceksiniz, zamanla ağız tadı baya bir değişebiliyormuş 🙂

Kahve çeşitleri diyip duruyorsun, haydi artık bize espresso bazlı kahve içeceklerinden örnekler ver dediğinizi duyar gibiyim 🙂 E hadi öyleyse başlayalım… Küçük bir not ekleyerek tabi: aşağıda belirteceğim oranlar yaklaşık olup birçok yerde farklılık gösterebilir, aklınızda bulunsun…

Espresso: 

espressoÇoğu kişi espressoya aşina, ama bazen bir müşterinin ‘expresso’ diye telafuz ederek espressotamper sipariş etmesi ve beklentisinin latte olması durumları olmuyor değil… Hayal, kocaman bir kahve fincanı iken gerçek, küçücük bir espresso fincanı olunca, sonundaki hayal kırıklığını siz düşünün… E peki espresso nedir? Espresso, tamper aracılığıyla sıkıştırılmış 18gr. öğütülmüş kahvenin 93,5 derece sıcaklıkta basınçlı suyla espresso makinesinde demlenmesi ile 25 saniye civarında elde edilen 30 mililitrelik kahvedir.

Doppio: 

Espresso, tek shot ile elde edilirken, doppio ise 2 shot espresso ile hazırlanan 60 mililitrelik kahvedir.

Latte: 

latteLatte, sütlü içecekler arasında en çok telafuz edilen espresso bazlı içeceklerden biri aslında, cappuccinoama gerçekten içinde ne kadar espresso ne kadar süt olduğunu biliyor musunuz? İçindeki kahve ve süt oranları şöyle: 30 ml. espresso, 210ml. buhar ile ısıtılmış süt ve 2cm süt köpüğü.

Cappuccino:

İtalyan kökenli bir kahve daha karşınızda. Oranlar bunda ise şöyle: 30ml. espresso, 120ml. buhar ile ısıtılmış süt ve 3 cm süt köpüğü. Hem sütlü hem de bol köpüğü olsun diyenlerdenseniz, bu kahve tam size göre 🙂

Espresso Macchiato: 

Macespresso macchiatochiato İtalyancada ‘leke’ anlamına geliyor. 30ml. espresso, 10ml buhar ile ısıtılmış süt ve 1 tatlı kaşığı süt köpüğü eklenerek elde edilen bir kahve türüdür.

Americano:

Sade kahve sevenlerin tercih edebileceği espresso bazlı bir içecek. 30ml. espresso üzerine sıcak su ekleyerek elde edilir. Buna da dilerseniz süt ekleyebilirsiniz, ancak bir baristadan americano istediğinizde, eğer sütlü olmasını istediğinizi söylemediyseniz gelen americanonun içinde espresso ve sıcak su olacaktır sadece.

Lungo: 

30 mililitrelik espressonun elde edilmesinin ardından bir miktar daha suyun kahveden geçirilmesi ile elde edilir. Özellikle tek shot espresso ile hazırlanan americanoyu sulu bulanlardansanız, Lungo sizin favori kahveniz olabilir 🙂

Flat White: 

Farklı mekanlarda farklı tatlar elde edebilirsiniz flat white içtiğinizde, bazı yerlerde 30ml. espresso, 200ml. buhar ile ısıtılmış süt ve yarım cm süt köpüğü ile elde edilir bu espresso bazlı içecek, bazı yerlerde kahve oranı 40ml. espresso ya da duble ristretto olabilir… Ristretto da neymiş diyenler var ise, ona da az sonra geliyorum aşağıda 🙂

Cortado:  

İspanyol kökeni olan bir kahve türü. Cortado´nun yapımı da mekandan mekana farklılık gösterebiliyor, sanırımcortado müşteri kitlesi de içeriğin oluşumunda etkili olabiliyor. 30ml. espresso ve 60ml. buhar ile ısıtılmış süt ile de yapılabilir ya da 30ml. espresso ve 30ml. buhar ile ısıtılmış süt eklenerek de… İçeceğinizin kahve yoğun mu yoksa süt yoğun mu olmasını istediğinize göre şekillenebilir aslında, burada da barista ile konuşmanızda her zaman fayda var, doğru kahveyi bulmanız için size yol gösterecektir, bundan emin olabilirsiniz 🙂

Ristretto: 

doppioVe gelelim bugünkü blog yazımın son espresso bazlı kahve çeşidine…  Ristretto ise, standard espressonun daha az sudan geçirilmesi ile elde edilen 20 mililitrelik bir kahve çeşididir.

Umarım az da olsa bu yazım sizin için aydınlatıcı olmuştur, daha bir sürü espresso bazlı kahve çeşidi var ama burada belli başlılarına değinmeye çalıştım, faydam dokunduysa ne mutlu bana, hele bir de hayatınızın kahvesini bulmanıza vesile olabildiysem oh ne ala 🙂 Yeterli miktarda kafeinli ve  güzel günler dileyerek bir sonraki yazıma kadar hoşçakalın diyorum…

logo yeniKendi blogumda, kendi mekanımızın tanıtımını yapmak her ne kadar tuhaf gelse de hem yeni açtığımız çiçeği burnunda cafemizden bahsetmek hem de tükkanımızın:) ana ürünü olan kahvenin karanlık yüzüne de ucundan da olsa değinmek istiyorum bu yazımda affınıza sığınarak…

Pek çok kişinin hayalinde, sohbetlerinde mutlaka vardır, cafe açmak, butik bir otel DSC_0016işletmek ya da sessiz bir sahil kasabasına yerleşip kendi mahsulünü üretip satmak… Hayaller ve hayal kurmak çok güzel tabi, ama işin içine girince bazılarımız için neden bu hayallerin hayal olarak kalabildiğini daha iyi idrak edebiliyorum şimdi… Bizim açımızdan da tahmin edeceğiniz üzere süreç aslında zorlu oldu, ama yanınızda sevdiğiniz, güvendiğiniz, her zorluğun altından beraber kalkabileceğinize inandığınız bir eşiniz ve sizi herşeye rağmen destekleyen bir aileniz varsa, korkmayın deneyin derim…

Süreçte sizi neler mi bekliyor? Öncelikle boş dükkan bulmak, özellikle kentsel dönüşümün gündemde olduğu İstanbul´umuzda yıkılmayacak bir bina yakalamak hiç de kolay değilmiş. Bu biirrrrrrr. Hadi dükkan buldun, belediye, vergi dairesi, ruhsat, ilan reklam, firma kuruluş derken, oradan oraya koşturmacalar, kesin cabası. Bu ikiiii…Dükkanınıza alacağınız demirbaşların, makine ve teçhizatın araştırılması, hem uygun hem zevkli servis ekipmanlarının bulunması için İstanbul´un dört bir köşesine yapılan ziyaretler, bu sürecin sadece bir parçası. Eğer siz de bizim gibi şanslıysanız ve işin piri bir kuzeniniz var ise keyifli kısımları da var işte o zaman 🙂 Dükkanın tasarımından projenin sonlanmasına kadar en azından her bir detay için firmaların ve ustaların peşinden koşturmak zorunda kalmayacaksınız. Özellikle bu noktada baştan sona yardımını bizden esirgemeyen Standart-Tim ile projemizin çiziminden tamamlanmasına sürecin her aşamasına imzasını atan değerli Çağatay Sevinç´e sonsuz teşekkürlerimi de sunmak isterim 🙂

DSC_0004rev1Ve pek çok kişinin desteği ile karşınızda, ilk gözağrımız Tabure… İsmimizi tahmin edeceğiniz üzere, buraya geldiğinizde sizi karşılayacak olan bisiklet pedallı taburelerimizden esinlenerek belirledik.

İçinde bulunduğumuz ortam ne kadar huzurlu olursa biz de o kadar huzurlu oluruz DSC_0002düşüncesiyle dizayn edilen mekanımızı, ressam Tahir Erdal´ın çizdiği resimler daha da renklendirdi. Dışı güzel içi boş olmasın diyerek biz de kendimizi elimizden geldiğince kahve konusunda doldurmayı görev bildik. Önce, Şerif Başaran´dan Barista eğitimimizi aldık, misafirlerimize lezzetli içecekler sunduğumuzdan emin oluncaya kadar kendimizi kobay olarak kullandık :):) Şimdi burada neler mi yapıyoruz? Cortado, DSC_0004kırpılmışcappucino, flat white, latte, americano, ristretto gibi tüm espresso bazlı içeceklerimiz, son zamanlarda çok gündemde olan ve 3. Nesil kahvecilerin olmazsa olmazı farklı demleme yöntemleri ile hazırlanan kahve çeşitlerimiz, kendi karışımlarımızı deneyerek ortaya çıkardığımız smoothielerimiz, gece 22:00´de dükkanı DSC_0005kapatıp, eve gittiğimizde uyumadan önce sevgimizi katarak hazırladığımız Tabumisu isimli tiramisumuz ve otlu peynirli kekimiz ile cheesecake çeşitlerimizi bulabilirsiniz…

Peki nedir bu 3. nesil diyenleriniz olabilir…. Kısaca şöyle:

  1. nesil, evlere giren hazırlaması kolay, suda çözünen kahveler. Burada ana amaç lezzetden öte sadece uyanmak..
  2. nesil, espresso bazlı içeceklerin yaygınlaştığı zincir kahvelerin nesli…Burada ise biraz daha lezzet ön planda, kahve hakkında biraz daha bilgi sahibi olunmaya başlanan dönem…
  3. nesil, artık kahvenin ‘uyandırıcı’ etkisinden öte, lezzetinin, tazeliğinin, ağızda bıraktığı aromanın daha espressoönemli olduğu, kahve içen bireyin kahve hakkında daha fazla bilgi sahibi olma isteğinin artmaya başladığı dönem.. Taze kavrulmuş ve öğütülmüş çekirdekle hazırlanan espresso bazlı içeceklerin ve farklı demleme yöntemlerinin talep edildiği bir dönem…

Demleme yöntemleri diyip diyip duruyorsun, nedir bu demleme yöntemleri diyenleriniz de olabilir tabi:) Ortaya çıkış tarihlerine göre sıralamak gerekirse:

1830´lu yılların başında ortaya çıkan Sifon (syphon, vacuum) ile kahve demleme yönteminde kahve, alt ve üst cam haznesi kullanılarak buhar ve vakum basıncı ile demleniyor. 1900´lü yılların başında hario2ortaya çıkan damlatarak demleme (dripper, pour over) yönteminde kahve, kağıt, metal veya kumaş filtresi bulunan huni şeklinde ve porselen, plastik veya camdan üretilen demleme ünitesi üzerine sıcak su akıtılarak DSC_0012alttaki haznede biriktirilerek elde ediliyor. 2000´li yılların başında bulunan Aeropress ile kahve demleme yönteminde ise, kahve tüpteki pistona basılarak filtre edilerek elde ediliyor. Bunların hepsinin ortak özelliği, kahvenin saf haliyle elde edilip fincanda sunuluyor olması.

Şimdilik bu kadar bilgi bombardımanı yeter sanırım, daha fazla boğmayayım sizi:) Umarım okumaktan zevk aldığınız ve burnunuzda taze kahve kokularını duyumsadığınız bir yazı olmuştur… Yolu bu tarafa düşenleri de burada görmek ümidiyle diyerek sizlere güzel bir haftasonu diliyorum…

Tabure Coffee sosyal medya kanallarına  ilişkin linklerimizi ve adres bilgilerimizi de aşağıda bulabilirsiniz…

Facebook: https://www.facebook.com/taburecoffee

Instagram: #taburecoffee

Foursquare: Tabure Coffee

Twitter: https://twitter.com/TabureCoffee/

Adres: Recep Peker caddesi Kolej sokak 1/F Kadıköy