Posts Tagged ‘yunanistan’

dsc_0556Ocak ayında planını yapmış olduğumuz seyahatimizin Atina etabını bir önceki yazımda paylaşmıştım ve şimdi geldi sıra, tüm yaz boyunca masmavi, berrak sularda çekilen fotoğraflara ağzımız sulanarak bakarken kendimizi o güzel derinliklere bırakacağımız ana…Milos Adası´nın güzelliklerine…

Önce nasıl gidilir”´den bahsedeyim; İstanbul´dan Atina´ya ulaştıktan sonra, ya feribot ile ya da uçak ile adaya ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. İlk planımız feribot ile gidip, uçak ile dönmek yönündeydi, bu şekilde de biletlerimizi Ocak ayında organize etmiştik, ancak seyahatimize yaklaşık 2 hafta kala feribot seferinin iptaline ilişkin bilgilendirildik, alternatif olan seferlerin de hem Ocak ayında aldığımız fiyattan, hem de o gün itibariyle mevcut olan uçak biletlerinden daha yüksek olması sebebiyle, iptalini yaptırıp gidişimizi de uçak ile yapmak durumunda kaldık. Ama “her işte bir hayır vardır” diyerek yolumuza devam ettik elbette 🙂

20160913_060358571_iosvsOlympic Air ile yaptığımız 45 dakikalık bir uçuşun ardından miniminnacık bir havaalanına varıyoruz, pervaneli uçağımızın önünde fotoğraf çekilmeyi de es geçmeyerek tabi 🙂 Bavulumuzu teslim aldıktan sonra merkeze ulaşım için otobüs saatlerine baktığımızda daha çok zamanın olduğunu görünce burada vakit kaybetmeden, taksi ile ulaşımı tercih ediyoruz 2 yolcu ile aracı paylaşarak… İki kişi toplam 12 euro ödeyerek otelimizin olduğu liman bölgesi Adamas´a 10 dakika içerisinde ulaşmış oluyoruz. Ocak ayında planı yaptığımızda feribot ile gideceğimizi düşünerek feribota mesafe olarak yakın Lagada Beach Hotel´i seçmiştik, “nerede kalınır” ile ilgili olarak, feribot ile gitmeyi tercih etseniz de etmeseniz de, bu oteli hem konumu hem de denize plajı olması açısından kesinlikle tavsiye ederiz.

Son zamanlarda eminim sizin çevrenizde de Yunan Adaları´nda tatil çok kez gündeme gelmiştir gerek gidilen mekanlardaki servisin özeni,dsc_0309 gerek yemeklerin lezzeti, gerekse ulaşımın kolaylığı gibi pek çok açıdan… Her ne kadar Halkidiki, Patmos, Girit, Sakız ve birkaçı daha en çok bahsi geçenler arasında olsa da, eğer çok Türk ile de karşılaşmayayım diyenlerdenseniz, işte size bir cennet 🙂 Milos Adası; dünya turizmi için tanınmış adalar olan Mikanos ve Santorini´nin de içinde yer aldığı Kiklad Adaları´ndan biri. Yanardağ kökenli bir ada olması sebebiyle kıyılarında beyaz ve sarı rengin hakim olduğu plajlardan, beyaz, kırmızı, sarı veya siyah kayalarla çevrili çakıltaşlı koylara kadar çeşitliliği görmek mümkün.

Ada´da “neler yapılır”  kısmına gelelim şimdi… Toplam 5 gün ayırmıştık ada gezimize, hem yüzmeye, hem yemeye, hem de etrafı keşfe yeterli zamanımız olsun diye… İlk günümüz için normalde otelin plajında vaktimizi geçirip, yayma planımız varken, havanın çok rüzgarlı olması sebebiyle, önce bir denize dalıp hasret giderdikten sonra etrafı keşfe başlayalım dedik. Ada´da pek çok yere otobüs ile ulaşım mevcut ancak gitmeden önce hazırladığımız “görülecek yerler” listemizin hepsine otobüs ile ulaşımın olmadığı,  ya taksi ya da kiralık araç ile ulaşılabileceği konusunda bilgilendirdi bizi otel´in resepsiyonisti…

Cafe, restoran, hediyelik eşya dükkanları ve tekne turu organize eden acentelerle dolu Adamas´da küçük bir tur yaptıktan sonra, Milos´da günbatımının en güzel izleneceği noktaya gidelim dedik, hazır oraya otobüs ile ulaşım varken. Plaka, deniz seviyesinden 220 metre yükseklikte, bir tepenin üzerinde, Milos Adası´nın en önemli yerleşkesi. Trip Advisor gibi pek çok yerde bahsi geçen ve günbatımının en güzel izlendiği konusunda önerilen dsc_0233dsc_0225Utopia Cafe´yi ararken, birden önümüze çıkıverdi, öyle doğru bir zamanda gelmişiz ki, saat 18:00´de servis vermeye başlayan cafe, kapılarını açıyordu. Biz de en önden bir masaya yerleşiverdik, bir yandan da keşif için bizi bekleyen Plaka´nın sokaklarında aklım kalmıyor değildi… Seçim yapmak zorundaydık, koştura koştura gezmektense, ilk akşamımız için günbatımını izlemekten yana oyumuzu kullandık, yeniden Plaka´ya gelmek konusunda da hemfikir olarak. O yüzden size tavsiyem, eğer gün kısıtınız da var ise, Plaka´ya en geç 16:00 gibi ulaşıp, hem size ilginç dsc_0437sürprizler sunabilecek sokakların arasında gezinebilir, hem tepedeki kaleye tırmanabilir, gerek buradan ya da Utopia Cafe´den günbatımını izleyebilir, hem de akşam yemeği için çokdsc_0219 şeker bir aile işletmesi olan Archontoula Restoranı´nda güzel müziğin eşliğinde akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. Çok güzel bir “öğleden sonra” programı olacağından emin olabilirsiniz 🙂 Plaka ile ilgili küçük bir ek; Eylül ayı gibi gitme planınız var ise, mutlaka yanınıza uzun kollu bir şeyler alın ki, üşüme hissi, o anın tadını çıkarmanın önüne geçemesin… Plaka´dan 20:50 otobüsü ile yeniden Adamas´a geri döndük, adada hiçbir yeri kaçırmak istemediğimizden araç kiralama acentelerinden birine daldık. Motorsiklet, ATV, UTV ya da araba içinden, her ne kadar çarpışan arabadaymışsın hissi verse de 20160914_112311121_iosUTV ya da nam-ı diğer buggy kiralamaya karar verdik. Eğer 2 kişi iseniz, ada içinde en keyifli ulaşım yollarından biri olarak, kesinlikle tavsiye ederiz, yokuş çıkarken biraz zorlansa da, kullandığımız gün boyunca çok memnun olduk performansından…Buggy´i de kiraladıktan sonra ertesi günkü planımız için hazırdık. Ada´nın kuzey kıyısında bulunan Firopotamos, Mantrakia, Sarakiniko, Papafragas,  Pollonia, Klima ve yine yeniden Plaka rotamızda olan yerlerdi. Firopotamos, Mantrakia ve Sarakiniko ile ilgili ne yazsam az, bu yüzden sözü fotoğraflara bırakıyorum 🙂 Ada´nın bu sahil kasabalarını gezecek fotoğraf meraklılarına tavsiyem, sabah saatleri, güneş ışığını yakalamak için uygun saatler, aklınızda bulunsun 🙂 Biz şansa doğru zamanda gittik, en azından bu yazıyı okuyanlara küçük bir katkımız olsun, değil mi? 🙂

This slideshow requires JavaScript.

Papafragas, çok da ilgimizi çekmedi, ama listemizde olduğu için kısaca bir uğradık, ama gitmezseniz de bir şey kaybetmezsiniz diyebileceğimiz bir yer… Pollonia ise uzun plaja sahip, yemek konusunda pek çok alternatif restoran içeren bir sahil kasabası. Pollonia´yı gezdikten sonra istikamet, doğğğğruuuu, fotoğraflarda görüp bayıldığımız ve aynılarından çekmeyi iple beklediğim Klima´ya… 🙂 Bu noktada da yine sözü fotoğraflara bırakacağım, en güzel onlar anlatıyor bu güzel renkleri çünkü 🙂 Fotoğraf meraklılarına bir tüyo vermeden de geçemeyeceğim, akşamüzeri saatleri, ziyaret ve fotoğraf için en güzel saatler, aklınızda bulunsun 🙂

This slideshow requires JavaScript.

Güzel yerler görmenin mutluluğu ve sarhoşluğu ile Adamas´a geri dönüyoruz…Ertesi gün yapacağımız tekne turu ile ilgili olarak acenteler arasında gidip geliyoruz ve en son bir karara varıyoruz ki, size de kesinlikle tavsiyemiz olur eğer sizin için de önemli kriterler hem Kleftiko´yu görmek hem de çok da fazla karada vakit kaybetmeden Ege sularındadsc_0522 bolca yüzmek ise. Tahmin edeceğiniz üzere, farklı özelliklerde tekneler, farklı rotalar ve farklı fiyatlandırmalar mevcut. İçlerinden en uygunu olarak gördüğümüz, Milos Travel´ın turlarından biri oldu. Adanın tüm çevresini görme ve 4-5 faklı noktada yüzme imkanı sunan “Around Milos Cruise” ile adanın hemen yakınında bulunan Kimolos Adası´nı da ziyaret etme şansı bulabiliyorsunuz… Yeniden buggy kiralamamız gerekir mi diye de bakıyoruz tüm geçtiğimiz koylara, adanın güney kıyısında bulunan Provatas, Firiplaka, Tsigrado ve Paleochori´ye karadan gitmeyi planlıyorduk çünkü. Tekne turu sayesinde hem bir önceki gün karadan gitmiş olduğumuz Sarakiniko ile Klima´yı denizden izleme ve fotoğraflama şansı buluyoruz, hem de Papafragas´ın karşı hizasında bulunan volkanik oluşum kaya Glaronissa´yı görüyoruz. Tekne ile tam turun faydalarından bir diğeri de, dsc_0542Tsigrado´ya karadan varıldığında plaja, çok dar bir yerden ip yardımıyla ve ardından da ahşap merdiven kullanarak inilebiliyorken, denizden yüzerek plaja çıkması pek kolay 🙂 Ya karadan, ya denizden bu plajı kesinlikle kaçırmamalısınız!!! Tsigrado´dan sonra en bayıldığımız plaj ise Paleochori oldu, görür görmez dedik ki bir günümüzü buraya ayırmalıyız… Böylelikle ertesi gün için de planımız belli olmuştu, hazır Adamas´dan otobüs ile ulaşım da varken… Paleochori plajı´na kesinlikle bir tam gün ayırmanızı tavsiye ederiz, ancak bir not ekleyeyim, duş yok çoğu plajda, tuzlu kalmaya değiyor ama benden söylemesi 🙂 Aqua Locca´da iki şezlong ve bir şemsiye için 6 euro ödeyerek, tüm günümüzü pembemsi kayalarla süslenmiş, masmavi sularda yüzerek geçiriyoruz…

This slideshow requires JavaScript.

Evet gelelim şimdi de “nerede ne yenir, ne içilir”  ile ilgili önerilerimize:

20160914_054959343_iosAdamas´da Artemis Pastanesi´nde taze sıkılmış portakal suyu ile peynirli börek; 20160913_112007944_iosTa Pitsounakia Restaurant´da musakka; Marianna Restaurant´da buharda pişmiş midye ve ızgara kalamar; Paradosiaka Pastanesi´nde evyapımı olarak hazırladıkları minik dondurma çubukları; Yankos ‘da pita souvlaki; Mikro Bar´da mojito….

Adamas´ın lezzetlerine çok önemli bir ek… O!hamos! Restaurant hakkında pek çok yerde öneri yazısı okuyabilir ya da size tavsiye edilen restoranlar 20160916_175422980_iosarasında halk esnafından duyabilirsiniz. 15 dakikalık bir yürüme mesafesinde olan bu restoranda maalesef rezervasyon kabul etmiyorlar, kapıda kuyruk beklemek durumunda kalabilirsiniz, ama pesetmeyin, mutlaka gidin 🙂 Porsiyonlar çok büyük, sipariş ederken aman dikkat 🙂

Plaka´da Utopia Cafe´de günbatımı eşliğinde coufeto isimli tatlı; Palaios pastanesi´nin, 20160913_152456625_ioszaten içeriye girdiğinizde endamı ile hemen dikkatinizi çekecek milföy pastası; Archontoula Restoranı´nda safran soslu midye…

mussel-plakaSarakiniko´ya vardığınızda travertenlere inmeden önce Kantina isimli karavan cafe´den espresso freddo ile cappuccino freddo -bizce Atina ve Milos gezisi boyunca içtiğimiz en emek sarfedilmiş ve en leziz freddolardı 🙂 -…

Pollonia´da sahilde bulunan Gialos Restaurant´da taze patates ile hazırladıkları domates 20160915_115223513_iossoslu patates kızartması ve Yunan usulü hazırladıkları spagetti…

Kimolos Adası´nda Raventi Cafe´de oturup espresso freddo eşliğinde çikolatalı tart….

Benden şimdilik bu kadar, özetle; Milos Adası´nın güzellikleri kesinlikle görülmeye değer, yazım da size ilham verdiyse ne mutlu bana diyerek, bir sonraki yazıma kadar hoşçakalın diyorum 🙂

Advertisements

apps-27147-9007199266378940-73057817-4075-4e15-bb91-732eee484936Ocak ayında plan yapmıştık… O günden beri de gün sayıyorduk tatilimiz için bir yandan da son dakika aksilikleri olmasın diye dua ederek… Ve çok şükür o an gelip çatmıştı işte, sonunda o tatile gidebiliyorduk… Ne çabuk geçmişti zaman ve ne çabuk da geçmişti o tatlı tatil ki şu anda bu satırları yazabiliyordum… Ama her sonun bir başlangıcı vardır ya da bir şey son bulmalı ki yenilerine yol açılsın diyerek motivasyonumuzu yüksek tutup işimize dönüyoruz. Hem böyle tatiller daha değerli, daha kıymetli ki 🙂 Züğürt tesellisi işte 🙂 Neyse artık o tatilin güzel anlarına geri döneyim de hem o günleri yeniden yadedeyim, hem de yakın zamanda ya da bir sonraki tatilini Atina ve Milos Adası´na yapacak olanlara küçük de olsa rehberlik edebileyim 🙂

İstanbul´dan Atina´ya gidecek olan uçağımız sabah 06:55´de hareket edecekti. OHAL nedeniyle de normal koşullarda olmamız gerekenden daha da önce orada olmak istiyorduk, denklemde ben vardım ve daha önceki seyahatlerimde türlü türlü aksilik yaşayan biri olarak :), bu sefer risk almadan, OHAL durumunda istenen tüm belgeleri de yanımızda hazır ederek havalimanına vardık. Bu arada küçük bir not eklemek istiyorum; sabah çok erken uçuşu olanlar var ise gece seferi yapan 34G no´lu metrobüs her 10 dakikada bir servis veriyor, Şirinevler durağında indikten sonra da taksiye atlayarak havaalanına hem ekonomik hem de hızlı bir ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Gece seferi yapan bu metrobüsten anca gecenin bir vakti taksi haricinde havaalanına nasıl ulaşağımızı araştırırken haberimiz oldu, o yüzden bu bilgiyi de arada paylaşayım dedim 🙂

Beklediğimizden daha da kısa bir süre içerisinde, çok da uzun kuyruklara maruz kalmadan büyük bir çoğunluğu Asyalı turistlerle dolu olan uçağımıza yerleştik. Yaklaşık 1 saat 10 dakika süren uçuşun ardından Atina´ya vardık, pasaport kontrol ve bagaj işlemlerimizin akabinde hemen metro tabelasını takip ettik. Omonia bölgesinde kalan otelimize gitmek için 2 aktarma yapmamız gerektiğinden kişi başı tek gidiş 9 euro ödeyerek metro biletlerimizi aldık. O an siz de “Atina´da gezmek için acaba günlük bilet alsam mı?” diye düşünebilirsiniz, biz bir an tereddütte kaldık ama yine de günlük bilet almadık ve iyi ki de almamışız… Atina´da her yeri yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz, aklınızda bulunsun, o an siz de bir gelgit yaşarsanız diye paylaşayım istedim 🙂

Konaklama için seçtiğimiz Best Western My Athens, eğer öyle lüks aramıyorsanız, gün içinde de otelde çok zaman harcamayacaksanız ve önemli olan merkezi olması diyorsanız, memnun kalacağınızdan emin olabilirsiniz. Otelimize hızlıca yerleşip vakit kaybetmeden sokaklara atıyoruz kendimizi, ne de olsa topu topu 2 günümüz var, çok dikkatlice kullanmamız lazım o değerli saatleri 🙂

Karnımız çok aç, ve dükkanın camekanında sergilenen ürünleri görünce hemen dalıyoruz içeriye, e önce bir enerji 20160911_092708010_iostoplamak lazım tabi 🙂 Omonia bölgesinde yer alan Attika pastanesi´nin peynirli ve ıspanaklı böreklerinden mutlaka tatmalısınız. Şehrin farklı yerlerinde de şubeleri mevcut, link üzerinden pastanenin websitesine gözatmanızı tavsiye ederiz, ama olacaklardan mesul değiliz…:) Bu yolculuğu planladığımızdan beri bize bahsedilen espresso freddo ve cappuccino freddo´yu da burada ilk kez deneyimleme şansı bulduk, işimiz gereği yani zevkten değil kesinlikle 🙂 🙂 Hem gözümüzü hem de karnımızı doyurduktan sonra başladık keşfimize… Yalnız baştan söyleyeyim, Akropolis haricinde gittiğimiz her yer ağırlıklı olarak yeme-içme mekanları ile dolu, dolayısıyla Atina gezi yazımız biraz kalorili olacak, şimdiden affınıza sığınıyorum 🙂

Alışveriş mağazalarını birarada barındıran ve sokak sanatçılarının performans sergilediği Ermou caddesi´nden başlıyoruz yürümeye, Parlamento Binası´nın bulunduğu Syntagma meydanı´na ulaşıyoruz. Eskiden kraliyet sarayı olan Parlamento Binası´nı koruyan askerlerin nöbet değişimi her saat başı gerçekleşiyormuş, biz maalesef hiçbirine denk gelemedik, ama sizin aklınızda olsun, izlemeye değermiş 🙂 20160911_102517061_iosErmou caddesi´nin paralelinde bulunan ve cafe/restoranlar ile dolu olan Mitropoleos caddesi´nden geri dönerken zemini pırıl pırıl parlayan Metropolis Atina Katedrali´nin20160911_105649171_ios önüne çıkıyoruz. Katedralin ardından Mnisikleous sokağı´na dalıyoruz ve bizi Taksim´de bulunan  Cezayir sokağını andıran bir yer karşılıyor. Cafe´lerin hepsi dolu, zar zor bir boş masa yakalıyoruz ve hemen Yunan kahvemizi sipariş ediyoruz. Türk kahvesine oranla rengi daha açık ve daha hafif bir tada sahip olan kahvemizi yudumlarken de haritayı inceliyoruz Akropolis´e hangi yoldan çıkacağımızı belirlemek için… Atina´nın üzerinde yüksek bir kayalık bölgenin üzerinde bulunan ve dsc_0138antik yapı kalıntılarını içeren Akropolis´e girmek için önce bilet gişesinden kişi başı 20 euro olan biletlerimizi alıyoruz. Burada iki not eklemek istiyorum: ilki, zemin çok kaygan, her yerde bu konu ile ilgili ikaz tabelası da mevcut ama aklınızda olsun, mutlaka sağlam basın :); ikincisi ise, girmeden önce içecek bir şey alıp hem içerim hem gezerim demeyin, su haricinde başka sıvı kesinlikle kabul etmiyorlar, bu da ayrıca aklınızda olsun, bizim gibi koştura koştura içmek zorunda kalmayın buzlu içeceğinizi 🙂

dsc_0096Atina´nın sembolü olan ve M.Ö. 5.yüzyıldan günümüze kadar gelen Akropolis toprakları üzerinde yürümek ve o havayı solumak çok keyifli, hele bir de bu bölgeyi bir arkeolog ile gezmek daha da keyifli 🙂 Yol boyunca karşılaştığımız heykellerin ya da antik kalıntıların büyük bir çoğunluğu bana hiçbir şey ifade etmezken, yanımda ne olduklarını bilen ve her birine ait mitolojik hikayeler anlatan kocacığım sayesinde gördüklerim daha anlamlı oldular 🙂 O hikayelerden de bir iki tane yazımda bahsedeceğim balık hafızalı biri olarak hazır unutmadan…Neyse yolumuza devam edeyim şimdi 🙂

Dioskuron sokağı´nda bulunan Dioskouroi isimli restoran, oldukça derme çatma bir yer, ama yoğunluktan yerdsc_0100 bulabilirseniz şanslısınız demektir, özellikle Yunan mezeleri ile önerilen restoranlardan biri olan bu mekanda saganaki ve ahtapot salatası yemeden ayrılmayın… Burada bira eşliğinde meze ile karnımızı doyurduktan sonra sokaktan aşağıya saldık ve kendimizi doğru Monastiraki meydanında bulduk. Adrianou sokağı oldukça keyifli, Akropolis manzaralı, birbirinden farklı tatlı cafelerle dolu. Sokağın sonuna vardığınızda Thissio bölgesine varmış oluyorsunuz, hediyelik eşyalar ile 2.el ürünlerin de satıldığı Apostolou Pavlou sokağı´nda yürürken Akropolis de sizi tepeden izlemeye devam ediyor. Bu yol sizi ayrıca Yunanistan´ın Roma İmparatorluğu´ndaki dönemini simgeleyedsc_0108n anıtın yer aldığı Filopappos Tepesi´ne kadar da götürüyor. Evet şimdi sıra geldi ilk hikayeye… Sokak satıcılarının tezgahlarında en çok göreceğiniz hediyelik eşya, Pisagor´un Adalet Kupası… Peki neymiş bunun özelliği, biliyor muydunuz? Yunan filozof ve matematikçi olan Pisagor, 2500 yıl önce ters çan şeklinde, altında bir delik olan, sınırları aşmadığınız sürece dökülmeyen bir kupa icat etmiş, ancak “daha fazla, daha fazla” olsun diye doldurmaya devam ettiğinizde hepsinden olabiliyorsunuz. Kimse elbette elindekini kaybetmekle sınanmasın bu hayatta sırf daha fazla arzuluyor diye, ama verdiği mesaj muhteşem değil mi?

Tezgahlardaki ürünlere baka baka geri döndüğümüz Apostolou Pavlou sokağı´ndan Iraklidon sokağı´na dalıyoruz, üzerinde ray yolunun bulunduğu, sağlı sollu şirin cafeler ve terasları ağaçlar ile yeşillendirilmiş, kiremitleri dsc_0191lotus palmet ile süslendirilmiş evler ile dolu bir sokak daha… Thissio bölgesi´nde ara sokaklarda biraz daha dolandıktan sonra grafitiseverler için görsel şölen sunan Psyri bölgesi´ne geçiyoruz. Bize Karaköy´ü anımsatan bu bölgede de pek çok mekan mevcut, akşamları daha hareketli olan mahalleyi gezmenizi ve özellikle Iroon Meydanı´nı mutlaka görmenizi tavsiye ediyoruz. Bize Bodrum çarşı sokağını anımsatan, incik, boncuk ve kıyafetlerin satıldığı tezgahlarla dolu pazarı olan Monastiraki bölgesi`ndeki Pandrossou sokağı oldukça keyifli… Gezmekten dsc_0110yoruldunuz ve karnınız acıktı ise, Plaka´da bulunan Lysikrates Anıtı manzarası eşliğinde keyifle yemek yiyebileceğiniz bir mekan önerisi ile geleyim o zaman 🙂 Loş ışıklar altında güzel bir atmosfer ile uzo keyfi eşlğinde leziz bir yemek keyfi sunan Diogenes Taverna kesinlikle denemeye değer…. Atina´daki ilk günümüzü sonlandırırken bu hikayeyi anlatmadan geçemeyeceğim…Atina´nın adının nereden geldiğini biliyor muydunuz? Açıkçası ben bilmiyordum,  bu bilgiyi de sizlerle paylaşmasam dsc_0046olmazdı 🙂 Efsaneye göre, savaş ve bilgelik tanrıçası Athena ile denizlerin tanrısı Poseidon´u dahil eden bir yarışma yapılmış, her kim bu yarışmayı kazanırsa, Atina, ona ithafen kurulacak bir şehir olacakmış. Şehre en faydalı olacak şeyi yapan da şehrin sahibi olacakmış. Yarışma günü geldiğinde ilk olarak Poseidon ortaya çıkmış ve mızrağıyla Akropolis´in kayalıklarına vurmasıyla kayalıklardan tuzlu su fışkırmaya başlamış. Bunun üzerine de Athena gelmiş, o da kayalıklara vurmuş ve kayalıkların arasında bir zeytin ağacı büyümüş. Bunun üzerine de halk zeytin ağacını daha faydalı bulmuş ve şehir Athena´ya verilmiş…

Atina´da ilk gün de tabanvay, bol fotoğraflı, bol tarihli, bol ara sokaklara dalmalı ve oldukça keyifli bir şekilde bitivermiş..

20160912_072041724_iosAtina´da 2. günümüz için tek planımız var o da, çok koşturmadan, her anın keyfini çıkartarak sokakları arşınlamak, görmediğimiz yerlere doğru yolalmak… Önce sırada güzel bir kahvaltı var elbette 🙂 Omonia´da bulunan Horiatiko pastanesi´nde yine kendimizden geçerek peynirli böreklerinden yiyoruz, bir yandan da haritada Taf Coffee´yi buluyoruz, Atina´ya gitmeden önce 3. nesil kahvecilerden varsa keşfetmek zaten aklımızdaydı, seyahatin içine biraz da iş sokuşturuverdik yani 🙂 Eleftheriou Venizelou caddesi´nden Emmanouil Benaki sokağı´na döndüğümüzde karşımıza çıkan Taf, Pazar günleri hariç her gün servis veriyor, espresso bazlı içeceklerden, farklı demleme yöntemleri ile hazırlanan kahvelere kadar pek çok çeşit mevcut. Espresso ile cappuccino´muzu keyifle içtikten sonra artık yolumuza devam ediyoruz. Eğer sizin de merakınız “iyi kahve” ise, bu mekanın haricinde, Eleftherios Venizelou caddesi üzerinde Foyer Espresso Bar, Coffee Lab ve Coffee Brands isimli kahve dükkanları da mevcut, aklınızda bulunsun… Caddenin üzerinde yürürken göreceğiniz kütüphane ve alınlığında 12 Yunan tanrısını, sütunlarında ise Apollon ve Athena heykellerini göreceğiniz üniversite binaları dsc_0122kesinlikle görmeye değer. Üniversite´nin hemen önünden caddenin karşısına geçtiğiniz zaman sizi karşılayan Klafthmonos meydanı´nı da görüp, birkaç yerde bahsi geçen Zonars´da çay molası vermeye gidiyoruz. Amerika´da yaşayan, 20160912_083957441_iosYunanlı çikolatacı Karolos Zonaras´ın, Atina´lı ve Atina´dan ayrılmak istemeyen bir kadına aşık olması ile başlamış 1939´da kurulan Zonars´ın hikayesi…İç mekan oldukça şık, ancak biz üzerimizdeki kıyafetlerden ötürü içerde oturmaya kıyamayıp, restoranın önündeki masalarda çayımızı keyifle yudumluyoruz. Aslında bir akşam yemeği eşliğinde bu restoranın atmosferini solumak lazım diye de düşünmüyor değiliz…Milos adası´na geçmeden önce Atina´da son günümüz diyerek yeniden adımlamaya başlıyoruz Kolonaki bölgesi´ne doğru. Özellikle araç girmeyen ve cafe`ler ile dolu Tsakalof sokağı´na bayılıyoruz, dönüşte uğramak için mekanımızı seçiyoruz ve Irakliteo sokağı´ndan merdivenleri tırmanmaya başlıyoruz Lycabettus Tepesi´ne gitmek üzere… Tepe´ye kadar aslında yürüme şansınız var ama bizden size tavsiye, çıkışı teleferik ile çözüp, dönüşü dsc_0074-kopyayürümek Atina şehir manzarası eşliğinde…Teleferik sabah 9´dan gece 3´e kadar, her yarımdsc_0056 saatte bir hareket ederek servis veriyor. Şehir manzarası görerek yukarı çıkacağımızı düşünüyoruz, ama bizim Tünel gibi çalışan bir sistemle, kapalı mekanda tepe´ye varıyoruz. İşte vardığımız zaman da harika bir manzara bizi bekliyor, keşke zamanımız olsaydı da akşam ışıklarını görmek için de gelebilseydik diyouz ama bir yandan da Pisagor´un Adalet Kupası´nı hatırlayıp o anın tadını çıkarmaya devam ediyoruz 🙂 Lycabettus Tepesi´ne ya gündüz ya gece, hangisine şansınız varsa, mutlaka zaman ayırmanızı tavsiye ediyoruz, hem Akropolis hem ardında Pire limanı olan fotoğraflar çekebilir, Atina´da evlerin çatılarının yeşilliğini daha da yakından görebilirsiniz. Panoramik manzarayı izledikten sonra yavaştan inişe başlıyoruz yol boyunca bizi takip eden kaktüs ve aloe vera bitkileri eşliğinde… Hani yazmıştım ya gözümüze kestirmiştik bir mekan diye, işte oraya varıyoruz karnımız da acıkmış bir şekilde… Bize Beşiktaş´taki Karadeniz Pide ve Döner dükkanını andıran, ismini tam çözemediğimiz ama anladığımız kadarıyla Ntepnikatezen 20160912_111113302_iosgibi bir şey olan dükkanda, sokak lezzeti olan pita souvlaki´lerimizi götürüyoruz, pidesi o kadar güzeldi ki, şu anda yazarken bile ağzım sulandı diyebilirim 🙂 O sokak üzerinde pek çok güzel mekan var, ama buraya mutlaka şans vermenizi tavsiye ederim, pişman olmayacaksınız… Güzeldsc_0170 öğlen yemeğimizin ardından bu sefer de rotamızı Benaki Müzesi´nin karşısından parkın içine doğru çeviriyoruz. Cırcır böceği sesleri eşliğinde, yeşil papağanlar, koi balıkları, heykel gibi durup poz veren kaplumbağalar görebileceğiniz parkta yürüyüş oldukça keyifli… Parkın içinden yürüyerek Hadrian Kapısı´na varıyoruz, oradan da ilk günün tekrarını yapmak ve gezerken dsc_0081kaçırdığımız ara sokakları gezmek üzere yeniden Plaka, Monastiraki ve Psyri bölgelerine doğru dalış yapıyoruz. İki dsc_0160gün aslında Atina´yı gezmek için yeterli gibi, ama 3 günü de doldurmak kolayca mümkün. Atina şehir merkezinden 12 km uzaklıkta bulunan Pire limanı´na gidilebilir ya da yapımı 1881 ile 1893 yılları arasında olan ve Korint Körfezi ile Saronik Körfezi´ni birbirine bağlayan Korinth kanalı´na yapılan bir tura dahil olunabilir ya da Atina´nın içinde bulunan Kifissia Bölgesi´ne gidip birkaç yerde okuduğumuz Varsos pastanesi´nde galaktoboureka yiyebilirsiniz. Atina´daki son akşamımızı da yine yürüyerek kolayca ulaştığımız Gazi bölgesi´ndeki Butcher & Sardelles´de keyifle geçiriyoruz. Hem müziğin, hem amazondaymışsın hissi veren ortamın güzelliği içerisinde dilersen deniz ürünleri dilersen et ürünleri yiyebileceğin harika bir mekan burası, bir akşam yemeğinizi buraya ayırmanızı mutlaka tavsiye ediyoruz.

Seyahatimizin Atina ile ilgili kısmına dair paylaşacaklarım şimdilik bu kadar, umarım zevkle okuduğunuz bir yazı olmuştur diyerek, Milos Adası ile ilgili yazıma kadar hoşçakalın diyorum 🙂

This slideshow requires JavaScript.